Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

ŞİİRLER

Dokunuyor artık yalnızlık

Dokunuyor artık yalnızlık
Hüznü yudum yudum içtim bu sene
Bir güz vakti kayıp gitti ışığım,
Bu yıl yüreğimi kanatan,
Haberlere alışığım! 

Gözlerimden okunur yalnızlık
Ve şimdi yüreğime
Yaman dokunur yalnızlık!
Bir güz vakti Eyüpsultan’da
Kumrular ağlarken gidişinize 

Otuzüç veliyi ve sizi andım,
Sizi omuzlarda gördüğüm zaman
Yandım!
Cami avlusunda dolaştım durdum,
Safların en arkasında yer aldım
Dünyam yıkıldı o gün;
Altında kaldım! 

Çiçeklerden alıp bal özünü
Döktünüz kitaplara satır satır
Artık ne yanda bir hizmet görsem,
Bana sizi hatırlatır... 

Dopdolu bir hayatın ardından
Böyle yüzünüzde tebessüm
Böyle sessiz, böyle mahzun
Geçip gittiniz... 

Çileniz mübarek olsun!
Güllerin kokusuyla
Selam gönderdim size
Ve kitapları yaydım,
Ne olurdu o seher vakti
Yanınızda olaydım... 

Sizinle tatlandı hayat,
Sizinle bereketlendi öğünümüz,
Kimbilir hangi ağacın gölgesinde
Olacak, buluşma günümüz! 

Gözlerimden okunur yalnızlık
Ve şimdi yüreğime
Yaman dokunur yalnızlık! 

26 ekimde öyle bir güneş ki batmıştı

26 ekimde öyle bir güneş ki batmıştı
Gökteki yıldızlar siyah bend takmıştı 

Mübarekler bizlere ettiler ki veda
Öksüz bi kes kaldık bu fani dünyada 

Mahzun ve kederli idi Manolya feyz bahçesi
Hakka rucu etti ehli sünnetin ciğerparesi 

Ehli sünnet vel cemaat onun davası
O idi bu davanın yıkılmayan kal’ası 

Onunla yeniden şahlanışa geçti dini mubin
Dalgalandı hiç durmadı bayrağı Ehli sünnetin 

İnsanlara o yayardı hakiki islamı
Onun içi yazdı bunca kiymetli kitabı 

Baktı ki çoğalmıştı veren fetvayi diniyye
Cevabıydı Tam ilmihal seadeti ebediyye 

Ona az iftira atmadı mason ve vehhabiler
Mezhepsizlere ki zehirdir Faideli bilgiler 

Çok tesirli idi onun nasihat kelamları
Buna sadece sebebti Hak sözün vesikaları 

Öyle artmıştı ki gaflet ve bozuk iman
İlacıydı Herkese lazım olan iman 

Nakış nakış onda dokunmuştu Resullullah ahlakı
Büyük bir ihsanıydı bizlere İslam ahlakı 

Seyyidden aldığı feyizleri bize eder ki ikram
İzinden gittiği çok sevdiği idi Eshabı Kiram 

İlahi! doğru yolu herkese nasib et
Çünkü çok şiddetlidir Kiyamet ve Ahiret 

Kaynak olmuştu İmamı Rabbaninin mektubları
Bizlere hediyye eyledi Müjdeci Mektubları 

O'nun için herkes kendince atıp söyledi
O Mübarek ki ona kimse Cevab veremedi 

Yabancı desteğindeydi Ehli sünnet düşmanları
Buna senettir İngiliz casusunun itirafları 

Kapışılınca nasibli insanlarca onun yazdıkları
Hazır bir lokma sundu Kıymetsız yazıları 

Çok sever ve överdi muhammed nebiyyi
Yeniden müjedeledi Şevahidün nübüvveyi 

Bitmez tükenmez kalemi ehli sünnetin
Son sözü Menakıbı çihar yari güzin 

İşin özü hakikat bilinmeyen kaynağı ise İhlastı
M.Sıddık Gümüş Mübareğin kullandığı mahlastı 

Bizlere emri idi, kitap ve Kuran okumak
Birinci vazifemiz kitablarını yaymak 

Biz öyle muhiptik ki bilmedik kiymetini
Haddimiz olmadan dileriz şefaatini 

Ölümden vefata dağişmeyen mekan Eyyup sultan
Göz yaşları ile himmet bekler bunca muhibban 

Alimlere özlemin giderdi Kaşgari Dergahı
Çünkü artık orada ehli sünnetin serdarı 

Gözün aydın cennet kavuştun ni’mete 
O Mübarek ki geldi seni ziyarete… 

Kutbi İrşad

Bir zamanlar Ehli Sünnetin Şerefli bayrağını
Hiç yılmadan samimiyetle azimle taşıyan
Anadolu'yu saran sinsi küfür kancalarını
Müminlerin kalplerinden bir bir söküp atan 

Seyyid Abdulhakimdi o en nurlu soydandı
Müminlere hakiki dost kafirlere düşmandı 

Mütevaziydi,konuşmazdı hiç kendi aklından
Ben dediği işitilmedi naklederdi her zaman
Öyle bir veliydi ki o secdeye vardığı an
Nurlar saçılırdı arşa Kaşgari Dergahından 

Bugün her kim sahipse ilim amel ihlasa
Ve kimin kalbinde bu yola muhabbet varsa 
Borçludur onun orada yaptığı büyük irşada 
Borçludur nurlu dergahında yetişen aşıklara 

O halde; evde ,işte sohbette dualarımızda 
Rahmetle analım daima Seyyid Abdulhakimi
Ve onu bize tanıtan , dünyayı nurladıran
Ehli Sünneti cihana yayan, mürşidimizi
Kutbi İrşad Hüseyin bin Said İstanbuli'yi 

YÜREKLER DAYANIR MI?

Yaktın yandırdın bizi, boynumuz bükük kaldı,
O muhteşem tabutun Eyüp'te havalandı.
Seni seven âşığın ciğeri parçalandı.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

Kararan gönüllere ilim meşalesiydin,
Ehl-i Sünnet yolunun unutulmaz sesiydin,
İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydin.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

Alimlerin rehberi; âşıklar sığınağı;
Dünya zulmette iken, ateşledin çırağı,
Mekanınız olmuştu Ehl-i Sünnet durağı.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

O mübarek bedenin toprağa verilirken,
Sel gibi aktı yaşlar,sevenin gözlerinden.
Ölüm sana düğündür,biz olduk elem çeken.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

Dünya meşakkatin yok, her daim ikramdasın,
Efendi ile şimdi, sohbette, safadasın
Zulmet dolu dünyada sevenlerin ne yapsın?
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

Seni seven aşığın halleri ne olacak?
Var mı cihanda senin yerini dolduracak?
Bid’at ehli olanlar şeytanla yarışacak.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı? 

Ey gönüller sultanı; canım dayanmaz daha.
Bu dünyayı terk ettin uçup gittin Allah'a
Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha.
Senden ayrı kalmaya yürekler dayanır mı?
Gafletteki insanlar, gün gelir uyanır mı? 

Ey güzeller güzeli, ey gönüller kıblesi

Ey güzeller güzeli, ey gönüller kıblesi,
Aslı, doğruyu gören, ehl-i sünnet varisi.
Sensin mürşid-i kamil, sensin ilmin hamisi,
Sensin dertlere deva, zamanın bir danesi... 

Görmeyip bu güzeli, iyi anlamayanlar,
Bu bulunmaz pınara, kabını koymayanlar,
Aşkiyle tutuşup da, yanıp kavrulmayanlar,
Ne büyük zarardadır, nasibi olmayanlar! 

Vurulmamak ne mümkün! nur akan simanıza,
Seçilmişler kavuşur, hizmete zatınıza.
Bilsek ki karşılıktır, bizdeki hakkınıza,
Cana minnet bilirdik, kulluğu kapınıza. 

Duymakla tebdil oldu, mubarek isminizi,
Kalbimizin dileği, gönlümüzün sevgisi.
Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
Neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi. 

Doğrusu bu cihanda, başkaca ışık yoktur,
Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur,
Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur. 

Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
Boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
Sizi meth-ü senaya, diller de kafi gelmez. 

Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir,
Belki birkaç söz ile, şems’i tarif etmektir.
Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir,
Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir. 

Öyle neşeliyiz seviniyoruz

Öyle neşeliyiz seviniyoruz, 
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız. 

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz. 

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver. 

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir. 

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz. 

Ey lâtifler lâtifi, ey kalblerin meliki

Ey lâtifler lâtifi, ey kalblerin meliki, 
ilim, takva ehlinin reisi, ehl-i sünnet varisi. 
İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi, 
hayât esrarını çözen, âriflerin serveri.

Asrın müceddidi, O vâris-i enbiyâ... 
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Her kelamında rûhlara, âb-ı hayât akıyor, 
her sözü, kalblerden, pasları kaldırıyor. 
Aşkıyla tutuşanlar, yanıp kavruluyor, 
kalbi mühürlü olanın, nasibi olmuyor!

Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha? 
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Vurulmamak ne mümkün! Nur akan simanıza, 
seçilmişler vâsıldır, hizmete zatınıza. 
Mümkün olamaz karşılık, bizdeki hakkınıza, 
cana minnet biliriz, kulluğu kapınıza.

Onun hürmetine yâ Rab, bizi Ondan ayırma!
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Resûlullahı, gösteren aynadır bizzatihi!
Abdülhakim efendinin göz nurudur kendisi!
Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi...

Ey gönüller sultanı, canım dayanmaz daha,
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
hayâlimde, rûhumda, bir Işık görüyorum.
Kalbleri pak eden, bakışlar önündeyim,
fakat bu, rü’yâ değil, bilmiyorum nerdeyim.

Sevdamız bu Işığadır, rûhların tek matlûbuna...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Doğrusu bu cihanda, başkaca Işık yoktur,
Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur.
Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur.

Bu Işık kavuşturmuş , âşıkları ma’şûka...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
Sizi meth-ü senaya, diller kafi gelemez.

Sevenlerin ne yapsın, zulmet dolu dünyada...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Ardınızdan yetim kaldı ciğerpareleriniz,
yüreği parçalanan aşıklar sizin sevenleriniz.
Kararan gönüllere ilim meşalesiydiniz,
İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydiniz.

Unutulmayan nursunuz, ehl-i sünnet yoluna.
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren,
bir tebessümle, sonsuz se’âdetleri veren.
İlm, irfân, kerâmet, hârikalar menba’ı,
bu dünyâ nazarınızda, sanki örümcek ağı.

Ebedî sultân olur, bende olan Onlara.
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Alimlerin rehberi, âşıklar sığınağı,
Dünya zulmette iken, kurtardınız etrafı.
Sel gibi aktı yaşlar, sevenin gözlerinden.
Ölüm size düğündür, biz olduk elem çeken.

Sevenleriniz ne yapsın zulmet dolu dünyada?
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir,
Belki birkaç söz ile, güneş’i tarif etmektir.
Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir.
Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.

Bu dünyayı terk ettiniz, kavuştunuz maşuğa.
Huzur ailesi dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? 

Hayâlin önümde, parlak ay gibi

Hayâlin önümde, parlak ay gibi, zulmeti gideren mehtâba benzer,
bu âlem görünür bir serây gibi, ışık olmayınca, zindâna benzer!

Bu sesler yabancı, özler yabancı, bakışlar yabancı, gözler yabancı;
dudaklar gülse de, ma’nâ yabancı, gördüğüm rü’yâlar, bir zanna benzer!

Güllerin başkadır, ateşin başka, aşkınla tutuşan, bülbülün başka;
şu elin güzeli değmiyor aşka, bir güzel görmedim, cânâna benzer!

Bakdıkca yakından güneş yüzüne, dahâ çok inandım tatlı sözüne,
şifâsın, rûhumun üzüntüsüne, sohbetin her derde dermâna benzer!

Ayrılık yakıyor gece ve gündüz, geceden karanlık oluyor gündüz,
bu yıl da gurbetde geçen ömrümüz, cefâsı bitmiyen, devrâna benzer! 

BÜYÜK ÂLİMLER (Silsile-i aliyye)

Nebî, Sıddîk ve Selmân, Kâsım, Ca’fer, Bistâmî,
irfân kaynağı oldu, Ebül-Hasen Harkânî.

Ebû Alî Fârmedî geldi sonra bu meydâna,
çok Velî yetişdirdi, hem Yûsüf-i Hemedânî.

Abdülhâlık Goncdüvânî, ma’rifetler semâsında,
dünyâyı aydınlatdı, hem Ârif-i Rîvegerî.

Mâverâ-ün-nehr ili, Tûr-i Sînâ gibi oldu,
nûrlandıranlardan biri, Mahmûd-i İncirfagnevî.

Alî Râmîtenîdir Azîzân ve pîr-i Nessâc,
çok kerâmet gösterdi, Muhammed Bâbâ Semmâsî.

Seyyid Emîr Gilâl de, ilm deryâsında sadef,
andan meydâna geldi, Behâüddîn-i Buhârî.

Alâ’üddîn-i Attâr, zemânının kutbu idi,
Ya’kûb-ı Çerhîde oldu zâhir, envâr-ı rahmânî.

Ubeydüllah-i Ahrâr ve kâdî Muhammed Zâhid,
Dervîş Muhammed geldi ve Hâcegî Muhammed Emkenegî.

Bâkî billahdan gelen, nûrlara kendi de katıp,
binlerce kalb temizledi, imâm-ı Ahmed Rabbânî.

Urvet-ül-vüskâ Ma’sûm ve Seyfeddînle seyyid Nûr,
ve Mazherle Abdüllah, sonra Hâlid-i Bağdâdî.

Feyz verdiler bunlar da, sonra bu nûru Abdüllah,
Anadoluya yaydı, hem de Tâhâ-yı Hakkârî.

Hem seyyid-i Sâlih de, kardeşin yerini tutup,
fenâ-fillâha kavuşdu Sıbgatullâh-i Hîzânî.

Bu üç Velînin sohbetlerinde yükselip,
mürşid-i kâmil oldu, seyyid Fehîm-i Arvâsî.

Bu otuzdört Velînin kalbleri, bir ayna gibi,
yaydılar hep cihâna, envâr-ı Resûlillâhi.

Bütün bu nûrlar en son, toplandı bir hazînede,
ismi bu hazînenin: Abdülhakîm-i Arvâsî.

Gelince kalblere müceddid-i elfin feyzi,
yetişdi her yerde birer hakîkî Velî.

Bu hâli görünce mason ile yehûdî,
müslimânlara saldırdı, canavar gibi.

Bu hücûmları, islâmı yok etmek içindi,
bunu haber veriyor, Mâide sûresi.

Hem bu sûre, islâma müşrikler saldıracak diyor,
masonların müşrik olduklarını haber veriyor.

Meşhûr yalanları ile aldatıp câhilleri,
Ehl-i sünnetden ayırdılar, binlerce müslimânı.

Hücûmlardan korunur, (Âyet-el kürsî) okuyan,
hıfz-ı ilâhîde olur, (istigfâr düâsı) okuyan.

Resûlullah buyurdu ki, (Âhıretde azâb görmez,
dünyâ işlerinde, bana tâbi’ olan).

Se’âdete kavuşamaz, önderi şeytân olan!
dostlar, ahbâblar kaldı mı, ne oldu anan baban?

Bir hocamız, mason olmuş, dîne çatdı hiç durmadan,
ingiliz diploması var, lâkin, kafası bomboş nâdân.

Güler yüzle, tatlı dille, bol numara vermekle,
arkadaşlarımı aldatdı, yalan sözlerle hemân.

Îmânım var diyor, her bozuk inanan,
Ehl-i sünnetdedir, iyi bil, hakîkî îmân!

Çok şükr islâm âlimi gördüm, sözleri ilm ve irfân,
dedi ki, (aldatılamaz, fen dersleri okuyan!)

Dînimi ondan öğrendim, rûhu olsun şâdümân!
Avrupa, hem Amerika, kısacası bütün cihân.

Dinleri bozuk ise de, diyorlar vardır Nîrân!
kâfirler yanacak, kurtulur ancak iyi insan!

İyi insan olmak için, Muhammed aleyhisselâma inan,
Cehenneme girmeyecek, bu son Peygambere uyan.

Târîhi dikkat ile oku, ey körpecik Nev-civân!
mala, makâma aldananın sonu olmuş âh, figân.

Aman yâ Rabbî, el-aman! Garîb oldu âhır zemân!
İslâmiyyet unutuldu, moda oldu harâm, yalan!

Pârisde, Profesör olunca, Resûlullaha çatan,
Hamîdullah kurtulamaz, ebedî azâbdan.

(Fâideli Bilgiler) kitâbı, sözlerini yazıyor,
Çok alçak olduğunu anlar, bunları okuyan.

Seyyid Kutb denilen bir ahmak da, kendini müctehid zan ediyor,
Mahv olur, doğru sanarak, sözlerine aldanan.

Ömür geçer, herşey biter, kâfirlerin gideceği mekân.
karanlık bir çukurdur, arkadaş olur yılan, çiyan,

Hak teâlâ, bu vatanı pek kıymetlendirdi,
toprağının çok yerine mü’minler secde etdi.

Bu topraklardan gelen, ecdâdımızın seslerini duyan,
anlar ki, Cennete kavuşur, Muhammed aleyhisselâma uyan.

Yâ Rabbî! Bu vatanı koruyan kumandanlara yardım et,
bu millete hizmet etmeği, herbirine nasîb et.

Mü’minlere hizmet, çok büyük ni’metdir,
bu ni’mete kavuşanın gideceği yer Cennetdir.

Müslimânın kabri, Cennet bağçesi olur,
bu ni’mete kavuşamaz, mü’minin kalbini kıran.

Vandan gelen bir Velî İstanbulda, senelerce,
bunları hep söyledi, yerleşdi hakîkî îmân.

Ankaranın toprağı, binüçyüzaltmışikide,
cem’i zıddeyn yaparak, şâd oldu Hâcı Bayram.

Düâ edeceğin zemân, Silsileyi oku hemân!
Sâlihleri söyleyince, yağar rahmet-i Rahmân!

Selâm olsun, düâ olsun, bu yazardan dâimâ,
Silsile-i aliyyenin ervâhına yâ Sübhân! 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:197
Dün:1,073
Bu Ay:26,196
Toplam:13,872,162
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842