Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1967


Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.
 
Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer....
Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder.
 
O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir...

18.03.2009 Sarıyer'de, Yatsı namazı sonrası Enver abiler buyurdular ki;

- Ali!
- Buyrun efendim.
- İyi dinle beni.
- Başüstüne efendim.

Abdülhalık-ı Goncdüvani hazretleri, daha gençlik zamanı diyelim, yatsı namazına gitmiş, çıkarken bir dilenci görmüş, herhalde para istiyor. Bu da en sona kalmış. Bilerek. Çevresine bakmış, herkes birşeyler veriyor. Versem mi vermesem mi, vermek lazım değil ama kalbi kırılır, herkes verdi. İçinden devamlı surette, bu yakışmaz diyor. Çalışabilir diyor, ama içinden diyor. Devamlı surette bunları içinden geçiriyor, evine geliyor. İbadetini yapıyor, sabah namazına geliyor, bir bakıyor ki dilenci yine orada. Ondan sonra çıkıyorlar sabah namazından. O gece rüyasında bir tepsi yemek getiriyorlar, Abdülhalık Goncdüvani hazretlerine. Tepsi gelir gelmez bayılma noktasına geliyor. Bir koku ki, sağa kaçıyor, sola kaçıyor, Allah aşkına diyor kaldırın o tepsiyi. Bir koku ki dayanılacak gibi değil. Tepsiyi getiren diyor ki, Allah Allah, ne oldu diyor. Çok fena kokuyor. Ama senin dün girdiğin gıybet günahı bundan daha beter koktu diyor. Bu onun yanında çok hafif kalır diyor. Ne? !!! Sabahleyin namaza geliyor. Namaz kıldıktan sonra dilenci kulağına eğiliyor. İyi yapmadın. Vallahi diyor ben kimseye söylemedim. Ben sadece içimden geçirdim, o da mı gıybet diyor. Avamın dilinden, havasın kalbinden ne geçerse gıybet olur diyor. Sen havastan olduğuna göre, iyi bir zatsın, yakışır mı kalbinden de olsa diyor ve kayboluyor. Hızır aleyhisselâm imiş o zat. Kimin ne olduğu belli olmaz. Onun için, sakın ha birisini gıybet etmeyin. Çok mühim bir şey bu. Mektubatta birinci cild ellinci mektub var. Mehmed Ma'sûm hazretlerinin, orada mübarek zat buyuruyor ki; Açlık, uzlet, uykusuzluk gibi nefse zulüm olan şeyler, insanları bir manevi âleme doğru götürür. Bu insanın imanı varsa, bu insan mümin ise, bu hâl ikiye ayrılır. Ya ârif olur, marifet ehli olur veya keramet ehli olur. Eğer mümin değilse, bid'at ehli veya dinsiz ise, onların da üstün halleri, cila sürülmüş bir tahtanın parlatılması gibidir. Cila sürülmüş tahtaya bakan kendini görür ama ateşe atılınca yanar. Çünki iman nurdur, bu cila küfürdür. Müminde ise bu, ayna gibidir. Mü'min olmayanda formika gibidir, cilalanmış ama keramet gibi görülen bazı şeylerin hepsi zuhur eder. Marifet ehlinin uğraşma sahası, konuşma sahası yalnız ahiretdir, Allah'tır. Hiç O'ndan başka birşeyle uğraşmaz. Keramet ehlininki ise hem hâlık, hem mahluk. Ama ne olursa olsun yine mahlukla uğraştığı için kibir olabilir. Çünki kerametlerini görüyorlar, uçuyor, gidiyor, geliyor. Bunların hepsi, tamamı harikadır yani fevkaladelikdir, buyuruyor. Peki, marifet ehli ile, harika ehli arasındaki fark nedir? Halık ile mahluk kadardır buyuruyor. Peki nasıl belli olur? Buyuruyor ki; Marifet ehli, yalnız ve yalnız, karşısındaki insanın salih olup olmamasıyla ilgilenir, insanlarla sadece bu kadar ilgilenir, onun tek derdi Allahü teâlâdır, ahirettir, peygamberdir. Onlar hiç insanların halleri ile, paralarıyla ilgilenmezler. O'nlar insanların, ehli nar mı, ehli Cennet mi olduklarını firasetleriyle anlarlar.

Eğer diyor, -burası çok güzel-, bid'at ehli yahut büyüklerin hallerinden anlatırlarsa, büyüklerin sözlerinden bahsederlerse bunları marifet ehli zannedersiniz. Çünkü hep onlardan bahsediyor, onlardan anlatıyor. Bu, çöpçünün eline düşen elmas gibidir diyor. Bu elmas çöpçüye birşey kazandırmaz. Çünki, din zahirdir, mutlaka islamiyete uymak şarttır. Dine uymayan tek hareketi varsa, onun dinden bahsetmesi, onun hallerden bahsetmesi, tamamen hırsızın, uğursuzun, kumarcının yahut da çöpçünün elindeki elması anlatmasına benzer ki, bu elmas ona bir şey kazandırmaz. Çünki elmas, müminin elinde elmastır, diyor. Bu bir, ikincisi, eğer diyor bir mü'min, bu çok mühim, mübareklerin sohbetinde geçiyor, bir mümin bir harama mübtela olmuşsa, haramla uğraşıyorsa, içki içiyor, kumar oynuyor veyahut da ne bileyim şunu yapıyor, bunu yapıyor, harama, günaha dikkat etmiyorsa, bu işlediği haram, bu buhar olur insan vücudunda. Dağılır her tarafa. Büyüklerden, kitaplardan neyse aldığı feyzi, bir miktar kalabilir hemen gider, diyor. Yani o buhar, sidreden içeri, kalbe girmez diyor. Dolayısıyla, o kalbe o feyzin girmesi için o buharın, o bulutun olmaması lazım. İşte ahir zamanda insanların haramdan sakınması çok ama çok zor olduğu için sohbeti dinler, kapıdan çıkınca herşey biter. Burası hazır lokma. Allah Allah! Burda boşuna anlatmıyoruz ya.
- Ali anladın mı?
- Anladım efendim.

- devamı haftaya -

Enver abiler, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah.
 
Fî emanillah
 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:525
Dün:743
Bu Ay:14,635
Toplam:14,000,651
Online Ziyaretçiler:4
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842