Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 2198

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


2008 senesi, Temmuz ayının 12' si ...
Enver abiler, Huzur Pınarına hizmet eden dava arkadaşlarımı görmek istiyorum, Güzelşehir'e getir, buyurdular. Yatsıdan sonra çok tatlı bir sohbet oldu....
 
O gün Enver abiler buyurdular ki;
 
Fas'ta İslam Konferansı vardı. Konferans bitti, Mübarekleri aradım, efendim konferans bitti, ne napayım, dedim. Buyurdular ki; Merakeş diye bir şehir vardır, oraya gidin. Orada iki büyük zâtı ziyaret edeceksiniz. Birincisi, Şifa kitabın sahibi Kâdı İyad. İkincisi, Delail-ül Hayrât kitabının sahibi, Süleyman bin Cezuli. Mübareklere sorularak yapılan işten gördüğümüz hayır: Kazablanka diye bir şehir var, Merakeşe oradan gidiliyor. Kazablanka'ya geldik, Kazablanka oteline girdik, odamızı ayırttık. Mübarekler buyurmuşlardı ki; Yabancı bir memleketi ziyarete gittiğiniz zaman, önce Allahü tealanın evini ziyaret edin, camiye gidin. Ben de işi uzatır, Mübareklerin emri yerine gelmez diye, bavulları lobiye bıraktım, odaya çıkarmadım. Lobiye bırakıp çıktım, bir çocuğa para verdim, beni bir camiye götür, dedim. Çocuk aldı beni, bir camiye götürdü. Sıcak,.. öğle namazıydı. Bir cami, yanında bir türbe. Yanında da bir ağaç. Ağaçta belki yüzlerce serçe kuşu, altında herkes sıcaktan yere yatmış uyuyor. Acaba bu türbe uyutan cinstenmidir, dedim. Çünki, ben hiç böyle türbe etrafında yatan insanlar görmedim. Camiye girdim, sonra türbeye geldim. Pazar günü olmasına rağmen, türbenin başında kravatlı, yakışıklı bir adam vardı. Huşu ile ziyaret ediyordu. Benim ziyaretim bitti, onun da ziyareti bitti, nerelisin, dedim. Sen nerelisin dedi. İstanbul'dan geliyorum, Türküm dedim. Adam şaşırdı kaldı. Bu zât dedemin dedesi, biz seyyidiz. Bu mübarek zât, bu şehri alanlardan, şehit düşenlerdendir, mübarek bir evliyadır. Ben, ziraat mühendisiyim, her sabah dedemin kabrini ziyaret ederim. Bugün Pazar olduğu için ziyaretimi bu saate tehir ettim. Nereye gidiyorsun, programın ne, dedi. Yarın inşallah Merakeşe gidiyorum dedim. Arabası var, bizi aldı evine götürdü. Evine geldik, çayları içtik, pasta yedik. Hangi uçakla gidiyorsun, dedi. Anlattık. Hangi otele gidiyorsun, dedi. Söyledik. Ne oluyor, dedim. Sen şanslı bir adamsın. Merakeş benim amcamdan sorulur. Oranın ağasıdır, ipek tüccarıdır, köyleri vardır, senin işin tamam, dedi. Otele geldik, oh dedik, abdest aldık, tazelendik, Kur'an-ı kerimi yerine koyduk falan derken, sayın Ören, sayın Ören diye anons edildi. Aşağıya indim, son model bir araba, başında beyaz takkeli bir şoför. Sayın Ören senmisin, dedi. Evet, dedim. Geçin o zaman dedi. Peki efendim, dedim. Program ne, dedi. Kâdı Iyad, Süleyman bin Cezuli, dedim. Kâdı Iyad hazretlerine gittik, okuduk.
 
Kâdı Iyad hazretleri buyuruyor ki; Rabbimin ihsan ettiği iki nimetten dolayı, ayaklarım bulutların üstünde, ellerim yıldızlara değiyor. Benden daha şanslı kimse olamaz, sevincimden uçuyorum. O kadar sevinçliyim ki, elimi uzatsam sanki yıldızları tutacağım. O kadar hafifim. Sanki bulutların üzerinde yürüyorum. Efendi hazretleri! bu kadar sevincinize sebep iki şey nedir, diye soruyorlar. Bir; âlemleri yaratan, her şeyi yoktan var eden, yüce Allah, beni insan yerine koyuyor, bana hitap ediyor. Bana kulum diyor. Beni muhatap kabul ediyor ve bana emirler veriyor, yasaklar koyuyor.. Bundan daha büyük şeref ne olabilir? Bir insan olsa olsa dünyada köle olur. Kimin kölesisin derler. Ben, yerleri gökleri yoktan var eden, yaratan yüce Allahın kölesiyim. Benim için ne şeref! Sonra Allahü teala beni Muhammed 'aleyhisselam'a ümmet yapmıştır. Herkes kendi hocasını meth eder. Benim hocam, Muhammed 'aleyhisselam'dır. Çünki, benim hocalarımın hocası, Muhammed 'aleyhisselam'dır. Ben nasıl sevinmeyeyim? Çünki kainat, Onun hürmetine yaratılmıştır, feyz kaynağının başı, Peygamber efendimizdir 'aleyhissalatü vesselam'. Onun için, kendimi bulutlara basıyor gibi his ediyorum, diyor. Herkes hocası ile öğünür. Ben, filancanın talebesiyim, der. Ben, Resulullahın talebesiyim. Öyle bir Peygamber ki, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin üstünü, Allahü tealanın sevgilisi. Böyle bir Muhammed aleyhisselamın müteselsilen talebesiyim. Çünki, benim yolum O'na gidiyor. Yüce Allahın kulu olmak, kölesi olmak, böyle bir Peygamberin talebesi olmak, vallahi yeter diyor. Kâdı Iyad hazretleri böyle bir zât. Ayaklarınızı basarken nereye bastığınızı bilin. Hele bindörtyüz sene sonra bulutlar bize az gelmeli!
 
Sonra nereye gideceksin, dediler. Süleyman bin Cezuli hazretlerine dedim. Peki dedi, gittik. Süleyman bin Cezuli, Delail-ül Hayrat kitabını yazan mübarek bir zât. Nasıl olsa bekliyor diye bin tane salevat-ı şerife okudum, ruhuna hediye ettim. Kâbe-i muazzamayı hiç görmedim, Cenab-ı Peygamberi 'sallallahü aleyhi ve sellem' hiç ziyaret etmedim. Lütfen efendim, beni gönderin, dedim. O sene ömre nasip oldu. Sonra, şimdi eve dedi. Peki efendim, dedim, gittik. Ben böyle ev görmedim. Küçük bir saray. Haremlik selamlık, tam Osmanlı. Selamlıkta, erkeklerin kaldığı yerde yerin hazır. Sen de burada kal dediler. Yok, otele döneceğim, dedim. Yarın saat dokuzda seni almaya geleceğim, hazırlan dedi. Emrin olur ağam dedik, ertesi gün saat dokuzda kalktık, hazırlandık, arabayla geldi. Benim köylerim var, şimdi köylere gidiyoruz dedi. Arabayla arazinin içinde dolaşıyoruz, ucu yok. Portakal bağçeleri var, köylüler çalışıyordu. Oğlu geldi, o da eczacıymış. Oğlu da Fransadaymış. Arapça bir şeyler konuştular, Allah Allah dedi, kolundaki saati çıkardı, bak arkadaş, ben bu saati Paristeyken aldım. Bu kıbleyi gösteriyor. Babam da seni çok sevmiş, al bu saat senin olsun, dedi. İstanbula geldim, arkadaşlara, en çok kim kitap dağıttı diye sordum, saati ona verdim. Velhasıl, buradan çıkan netice şu: Bir; sorarak yapılan işten mutlaka hayırlı netice alırsınız. İki; yabancı bir memlekete gidince, hiç olmazsa aynı gün Allahın evini ziyaret edin. Cenab-ı Hak hadis-i kudside buyuruyor ki; Herkes misafirini kendi imkanı ve iktidarı nispetinde ağırlar. Doğru. Köylünün evine gidersin, şehirlinin evine gidersin. Herkes kendi imkanı nispetinde misafirini ağırlar. Allahü teala buyuruyor ki; Benim evime geleni ben şanıma layık şekilde ağırlarım.

Fî emanillah
 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:194
Dün:226
Bu Ay:4,672
Toplam:14,177,818
Online Ziyaretçiler:1
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842