Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 2220

Enver abiler buyurdular ki;
 
Efendim, hep neşeliyim. Neden ? Bir padişah varmış. Onu anlatayım da, neden neşeli olduğumu bilesiniz diye. Bir padişah varmış. Canı deniz gezmesi, yani deniz seyahati istemiş. Bütün taifesini, çoluğunu çocuğunu, hanımını, kölesini, nesi varsa gemiye bindirmiş. Demiş ki, karşı sahile gideceğiz. Kıyıdan ayrıldıktan bir müddet sonra, çok sevdiği ama çok sevdiği bir kölesi. Allah. Yere göğe sığmaz bir feryatla. Geri dönelim, ben korkuyorum diye bağırıyormuş. Yahu demişler. Sen deli misin ? Padişah var, bir sürü adamlar var. Gemi yola çıkmış. Şuraya kadar geldik. Hayır geri döneceğiz, demiş. Ama ne bağırmak, ne çağırmak, gemiyi alt üst ediyor. Padişah da çok seviyor. Hani, atın bunu denize diyecek ama çok kıymetli, çok seviyor. Bir hoca efendi varmış. Hoca efendi haber göndermiş yanındakilerle. Padişaha söyler misiniz, ben bunu susturmasını bilirim. Padişaha diyorlar ki. Bir hoca efendi var. Diyor ki, ben susturmasını bilirim. Aman diyor. Ne okursanız okuyun. Susturun şu adamı. Almış o köleyi yanına. Demiş gel seninle biraz sohbet edelim. Ne sohbeti, ben çok korkuyorum, demiş. Bir şey demiyeceğim sana. Şöyle yana yana gidelim. Tam geminin kenarına geldiklerinde, bir omuz atmış, doğru denize... Adam, ölüyorum, boğuluyorum diye bağırıyor, denize düşmüş. Diyorlar ki efendim, boğulmasın. Karışmayın, ölmez, merak etmeyin batmaz da, diyor. Boğuluyorum... Efendim, gidiyor bu adam. Gitmez diyor. Merak etmeyin. Biraz uğraşsın, yorulsun. Neyse, artık bakmış ki adam kendini kesmiş. Demiş ki şimdi denizden çıkartın. Çıkarmışlar güverteye, elbisesini değiştirmişler. Oturmuş bir köşeye. Gitmişler yanına. Demişler, bağırsana... Denizi gösteriyor. Bağırırsam oraya atacaklar beni. Yani beterin beteri var. Adam gemide olmanın faydasını, rahatlığını unutmuş, bağırıyor. Şimdi diyorlar, bağırsana, az evvel çok bağırıyordun. Hadi yine başla. Ya atarlarsa... Onun için; daha beterine uğramadan, daha beterine düşmeden, şu halimize şükür edelim. Aklımız başımızda. Gözlerimiz görebiliyor elhamdülillah. Görmeyenler var. Aklımız başımızda. Aklı olmayanlar var. Arkadaş, göstermek gibi olmasın, boynundan aşağısı tutmayan felçliler var. İki eli felçli bir albay, emekli albay gördüm. Hâlâ unutamıyorum. İki el felçli. Bu adam nasıl su içer ? Bu adam nasıl tuvalete gider ? Bu adam ne yapabilir. Hep yanında birisini taşıyor. Bana bir bardak su ver, ya da şuramı kaşı diye... Vallahi her zaman böyle bir yerimi kaşıdığım zaman o aklıma geliyor. Ya iki elim gitse. Onun için halimize çok şükredelim.
 
Bu iman, bu muhabbet, bu sevgi ancak ve yalnız Allahü tealanın sevdiği kullarına nasip olur. Dolayısı ile muhabbet, ince bir yoldur. Öyle gözü kapalı gidilecek bir yer değildir. O muhabbetin sonu Cennettir.
 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:146
Dün:331
Bu Ay:3,567
Toplam:14,211,849
Online Ziyaretçiler:5
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842