Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Gördüğüm rüyanın tabiri budur

Birgün Sultan Birinci Ahmed Hân rü'yâsında: "Avusturya Kralı ile güreş tuttuğunu, fakat kendisinin arka üstü yere düştüğünü" görmüştü. Zâhiren bakıldığında rü'yâ çok korkunç idi. Sabahleyin, derhal huzûra getirilen âlimler ve rü'yâ ta'bircilerinden hiçbiri bu rü'yâyı, Pâdişâhı tatmin edecek şekilde ta'bir edemediler. Nihâyet Üsküdar'da bulunan Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin, bu rü'yâyı ta'bir edebileceğini arz ettiler. Pâdişâh Birinci Ahmed de bir mektûp yazarak, yakınlarından biriyle gönderdi ve ta'bir edilmesini rica etti. Haberci, mektûbu alıp sür'atle Üsküdar'a geçti. Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin kapısını çaldığında, onun içerden elinde bir zarf ile kapıya çıktığını gördü. Habercinin getirdiği mektûbu alırken, kendi elindeki mektûbu Pâdişâha verilmek üzere ona verdi ve; Sultânımızın gönderdiği mektûbun cevâbıdır" buyurdu. Mektûbu şaşkınlık içinde alan haberci, derhal mektûbu sultâna götürdü ve gördüklerini anlattı. Sultan Birinci Ahmed Hân'ın gönderdiği mektûp, daha açılıp okunmadan cevâbı gönderilmişti. Sultan Ahmed Hân, gönderilen bu mektûbu heyecanla okudu. Deniyordu ki: "Allahü teâlâ insan vücûdunda arkayı, cansız mahlûklarda ise toprağı, en kuvvetli olarak yarattı. İnsan ile toprağın birbirlerine değmesi, bu iki kuvvetin biraraya gelmesi demektir. Böylece, Pâdişâhımızın arka üstü yere yatması ile bu iki kuvvet birleşmiştir. Dolayısıyla bu rü'yâdan İslâmın temsilcisi olan pâdişâhımızın, küffâra karşı zafer kazanacağı anlaşıldı." Pâdişâh bu ta'biri pek beğendi ve; "İşte gördüğüm rü'yârun ta'biri budur" dedi. Derhal Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerine bin altın gönderdi. Bu sırada Mahmûd Hüdâyî'nin hanımı hâmile idi ve doğumu yaklaşmıştı. Fakir oldukları için doğacak çocuğun ihtiyâçlarını alamamışlardı. Bu sebeple hanımı; "Bursa kadılığını bıraktın, medrese hocalığını terkettin... Elindeki malını mülkünü, ona buna vererek harcadın... Dünyâya gelecek yavruya saracak bir bez parçası bile yok!..." diyerek üzülüyordu. O bu hâlde iken kapı çalındı. Azîz Mahmûd Hüdâyî kapıya doğru giderken hanımına: "Hâtun, Allahü teâlâ istediğin dünyalığı gönderdi" buyurdu. Kapıyı açtığında Sultan Ahmed Hân'ın hediyelerini ve bir kese içinde gönderdiği bin altını alarak hanımına teslim etti. Ertesi gün de Pâdişâh kendisi gelerek elini öptü ve talebesi olmakla şereflendi.
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:323
Dün:622
Bu Ay:14,052
Toplam:14,126,688
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842