Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Kabir sahiplerinin hikayesi

Suriye âlimlerinden İbn-i Sadaka bin Yezid "rahmetullahi aleyh" şöyle anlatır:

Trablus civarında yüksek bir yerde üç kabir gördüm, baktım: Birisinin üstünde şöyle yazılıdır: "Ölümün birden başına geleceğini, mal ve mülkünü, şan ve şerefini yok edip onu kabre koyacağını düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?" İkinci kabrin üstünde de şu yazılı idi: "Yaratıkların ma'budu, kendisini sorgu ve imtihana çekeceğini, intikamını hızla ondan alacağını ve yaptığı hayrın mükâfatını göreceğini bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?" Üçüncü kabrin başında da : "Bedenin bir cesede dönüşeceğini, parlaklığından sonra yüz güzelliğinin gideceğini, vücut ve mafsallarının hızla dağılacağını bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?" Sonra oraya yakın bir köye indim. Orada bulunan yaşlı bir adama, acaib bir şey gördüğümü anlattım. Bana: — Ne idi o? dedi. Ben: — O kabirler dedim. O dedi ki: — Sahiplerinin hikayesi, onlardan daha acaibdir. Dedi. — Anlat bana, dedim. O dedi ki: — O kabirlerin içindekiler üç kardeş idiler. Biri halife Abdülmelik bin Mervan'ın arkadaşı, asker ve şehirlerin emiriydi. Diğeri de zengin, hatırı sayılır bir tüccardı. Öbürü de ibadet için kenara çekilmiş bir zâhid idi. Zahid olan ölüm döşeğine düştü. Sultanın arkadaşı olan kardeşi ve tüccar olan diğer kardeşi onun yanına geldiler. Ona: — Bir vasiyetin var mı? dediler. O dedi ki: — Ne vasiyetim olacak. Ne malım var, ne borcum, ne de dünyada bir meselem var. Fakat sizden bir söz alacağım. Sakın o sözünüzden çıkmayın. Öldüğüm zaman beni yüksek bir yerde defnedin. Ve mezar taşımda şunu yazın: "Yaratıkların ma'budu, kendisini sorgu ve imtihana çekeceğini, intikamını hızla ondan alacağını ve yaptığı hayrın mükâfatını göreceğini bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?" Sonra üç gün kabrimi ziyaret edin. Belki öğüt alırsınız" O iki kardeşi, onun vasiyetini aynen yerine getirdiler. Üçüncü gün Emir olan kardeşi kabre geldi. Ayrılmak istediğinde, kabirden sanki bir duvar yıkılışının sesini işitti. Dehşet ve korku içinde kaldı. Titreyerek ayrıldı. Gece olunca kardeşini rüyada gördü. — Ey kardeş! Kabrinden işittiğim ses ne idi? diye sordu. Kardeşi dedi ki: — O bir demir sütundu, üzerine düştü. Bana: "Bir mazlumu gördün ona yardım etmedin!" dediler. Sabahleyin Emir uyandığında, tüccar kardeşini ve akrabalarını çağırdı. Dedi ki: —Şâhid olun! Ben içinizde yaşamayacağım. Böylece amirliği bıraktı. İbadete koyuldu. Hep çöllerde, dağ ve vadilerde yaşamaya başladı. O da ölüm döşeğine düştü. Tüccar olan kardeşi yanına geldi. "Ey kardeş bir vasiyetin yok mu" dedi. O: — Ne vasiyetim olacak? Ne malım var, ne borcum. Fakat öldüğümde beni kardeşimin kabrinin yanında defnet. Ve mezar taşımda şunu yazın: "Ölümün birden başına geleceğini, mal ve mülkünü, şan ve şerefini yok edip onu kabre koyacağını düşünen hiç hayattan lezzet alır mı? Sonra üç gün kabrimi kolla". Öldüğü zaman kardeşi vasiyetini yerine getirdi. Üçüncü gün gelip ayrılmak istediğinde kabirden bir düşme sesini işitti. Nerdeyse aklını kaçıracaktı. Korku içinde döndü. Geceleyin kardeşini rüyada gördü. Nasılsın, dedi. O "Çok iyiyim. Tövbe ne güzel iyilikleri toplar" dedi. — Kardeşimiz nasıldır, dedi. — Büyük imamlarla beraberdir. — Yanınızda halimiz ne olacak? — Kim ne takdim ederse bulur! Fakirleşmeden önce malına sahip çık. Sonra üçüncü kardeş de dünyayı bırakmaya başladı. Malını dağıttı. Allah'a ibâdete yöneldi. Bir çocuğu vardı. Nihayet babası da amcaları gibi ölüme geldi "Babacığım bir vasiyetin yok mu?" dedi. O "Oğlum, malım yok ki vasiyet edeyim. Fakat senden bir söz almak istiyorum. Öldüğümde beni amcalarınla; beraber defnet. Ve kabrime şunu yaz: "Bedenin bir cesede dönüşeceğini, parlaklığından sonra yüzün güzelliğinin gideceğini, vücut ve mafsalların hızla dağılacağını bilen, bu hayattan hiç lezzet alır mı?" Sonra üç gün kabrime gel. Genç oğul babasının vasiyetini yerine getirdi. Üçüncü gün kabirden onu korkutan bir ses işitti. Üzüntü içinde ayrıldı. Geceleyin babasını rüyasında gördü. Babası ona dedi ki: "Oğlum yakında sen de yanımıza geleceksin. İş ciddidir. Hazırlan ki, yükün ağırdır. Yolun uzundur. Ondan, ayrılacağın diyardan himmetini geri çevir. Ebedi kalacağın diyara yönel. Düşün, anla. Tûl-i emelle aldanıp âhiretine çalışmayanlara uyma. Onlar âhiretlerinin işlerini bıraktılar. Ölünce, ömürlerini zayi ettiklerine pişman oldular. Ölümde ne teessüf ne de pişmanlık fayda vermez. Oğlum acele et, acele et, acele et!" Sonra o ihtiyar köylü bana dedi ki O gencin rüyayı gördüğü gecenin sabahında yanına gittim. Durumu bana anlattı. Ve dedi ki; "Babamın bana söylediği, ecelimin yaklaşmasından başka bir şey değildir. Sanırım ancak üç gün veya üç ay daha yaşarım. Çünkü bana üç sefer acele et dedi. Üçüncü gün ailesini akrabalarını çağırdı. Onlarla vedalaştı. Kıbleye yönelip şehadet getirdi ve o gece vefat etti"
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:167
Dün:358
Bu Ay:12,604
Toplam:14,296,147
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842