Yarısı olmayan adam - Yılbaşı Çavuş

NOT: Merhume Ayşe GÖNEN Hanımefendinin yaşamış olduğu hatıradan hikâyeleştirilmiştir…
 
Çocukluğumun geçtiği küçük kazamızda, huzur ve saadetle yaşayan, hâli vakti yerinde zengin bir aile sayılırdık. Memleketimiz; yedi düvele karşı mücadele ettiği büyük bir cihan harbi yaşamış, adeta taş taşın üstünde kalmamıştı. Görünüşte galip gelmiş, düşmanları yurdumuzdan kovmuş, esaret zincirlerini kırmış, hürriyetimize kavuşmuştuk. Kavuşmuştuk ama o zalim düşmanlara da ram olmuş, gönüllü köleleri hâline getirilmiştik. Harp, insanımızı fukaralaştırmıştı lakin yeniden devlet olmanın getirdiği müsbet hava vardı üzerimizde; başımız dik ve oldukça da gururluyduk. Sayısız şehidimizin yanında epey de gazimiz vardı. Gazi dediklerimiz öyle normal insan değil; bir çok uzvunu kaybetmiş yarım adamlardı. Kiminin ayağı, kiminin kolu, kiminin ise hem ayakları hem kolları kopmuştu. Gözünü kaybedenler, hâlâ vücudunda bir mermi veya bir kaç şarapnel parçası taşıyanlar ve daha neler neler… Şehit aileleri; evlatlarını vatan için, millet için, din-iman için verdiklerinden ve gaziler bu uğurda sakat kaldıklarından dolayı üzülmüyor, aksine tarifsiz bir hazla karışık şeref duyuyorlardı. Dul kalan şehit eşlerinin ve yetim kalmış çocuklarının gelirleri yoktu, fakirlerden de fakirdiler. Gaziler ise çalışamayacak durumdaydı. Ama asla kimseden bir şey istemeye tenezzül etmezlerdi. Halkımız bu asil insanların vakarlı duruşlarının farkındaydı. Aynı hassasiyet ve nezaketle hareket eder, onlara alenen bir yardımda bulunmaz, bulunsalar da belli etmezlerdi. Evimize ne alınırsa aynısı şehit ve gazi evlerine de alınır, çaktırmadan, gizlice gönderilirdi. Yiyecek ve giyecekle beraber mendillere sarılmış paralar sepetin bir kenarına iliştirilir, kapıları çalınır, açana; "bu sizinmiş" denip teşekkür beklenmeden bırakılır, dönülürdü. Kimse; "ben şunu gönderdim, ben şöyle yardım ettim" gibi söz söylemezdi. Yapılan yardımlar ihtiyaçlarına cevap veriyor muydu? Bilinmez ama yetmese bile; ne şehit aileleri ne de gaziler: "Benim şuyum eksik, buyum yok, çaresizim, açım, susuzum, sahipsizim, yandım, öldüm, bittim" demezlerdi. Belli ki; bu vatan için çarpışıp şehit yakını olma sabrının sevabını veya gazi olup işe yaramaz hâle gelmenin şerefini bu fani dünyada harcamak istemiyorlardı. Sanırım harplerde yaralananların çirkin görünüşlerinden, sakat durumlarından dolayı kendilerine incitici bir lakap takılmasın diye halkımız onlara hoş isimler yakıştırmışlardı. "Hoca Enver, Yedidöven Ali, Görünmez Kâzım, Kale Mustafa, Yarım Dünya Musa, Korkusuz Şaban" gibi… Bunlardan birinin lakabı da; "Yılbaşı Çavuş"tu. Bu gazimizin vücudunun hemen hemen sağ yarısı yoktu. Sağ gözünü, sağ kulağını, sağ kolunu, sağ bacağını kaybetmişti. Kafasının sağ tarafı derin yanmış olmalı ki; kızıl ve şekilsiz yara izlerine bakılamıyordu. Bu yarım adamın görünüşü korkunç olmasına rağmen çok da merhametli ve sevecendi. Hâlâ "VATAN" der, başka bir şey demezdi. Fakir olmasına rağmen çocukları nerede görse mutlaka ellerine bir şeker, ceviz tutuşturur onları sevindiridi. Çok az konuşan bu "YILBAŞI ÇAVUŞ" lakaplı gazimizi sevmeyen, saymayan yok gibiydi...

Yazının tamamının okumak için lütfen tıklayınız efendim...