Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Mübarek Geceler ve Kandiller ile ilgili Çeşitli Sualler

Bir mesajda safer ayında 320 bin bela birinci kat semaya inermiş. Onun için bazı duaları okumak gerekir deniliyor. Böyle bir şey var mıdır?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Bu gün safer ayının biri safer ayında yapılacak bir şey var mıdır?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Burada bir kursta, (Herhangi bir işe başlanacağı zamân, çarşamba günü başlanmalı) deniyor. Böyle bir şey var mıdır?
Hiçbir alâkası yok. Günlerin içerisinde Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselâma Cum'ayı hayırlı ve mubârek kılmıştır. Cum'a günü, dünyâda da Cennetde de mü'minlerin bayramıdır. Cum'a günü hayırlı, bereketli gündür. Mûsâ aleyhisselâmın ümmetine de cumartesi gününü vermiştir. Ayrıca Peygamber efendimiz pazartesi ve perşembe günleri oruç tutarlardı. Ama çarşambanın hiçbir özelliği yok. Günlerde, aylarda, eşyada, sayılarda, dînimizde uğursuzluk yoktur.
Çalıştığım için eve geldiğimde yorgun oluyorum. Mübarek geceleri ihya edebilmek için ikindi ile akşam arası uyusam uygun olur mu?
Uyumayın. Ne kadar ibâdet yaparsanız o kadar kârdır.
Cemazil-ahir ayına girdik, üç aylar yaklaşıyor, neler söylersiniz?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Cuma gecesi ve günü ne zaman başlar?
Cuma günü imsâktan sonra başlar. Güneş batana kadar günüdür. Gecesi, perşembe günü öğleden sonra başlar, perşembeyi Cumaya bağlayan gecenin imsak vaktine kadar da devam eder. Cuma gecesi de mübarek gecelerdendir. Mübarek gecelerin başlayış zamânı, bir gün öncesi olan öğle namâzından sonra başlar ve imsâk vaktine kadar devam eder, diye bildiriliyor.
Cuma günü duanın kabul olunacağı saat hakkında bilgi verir misiniz?
Tam Cuma vakti olur, diyenler de var. Yani her şehirde Cuma ezanı, öğle ezanı okunduktan sonra, tam Cuma iç ezan okunduğu zaman dilimi içerisinde olduğunu söyleyenler de var. Bunu söyleyenler de âlimler, [müctehid âlimler]dir. Ve müctehid âlimlerden çoğunluğu ikindi ile akşam arasıdır, bu zaman dilimidir, buyuruyorlar. Orada yapılan dua red edilmez, buyruluyor. Cuma günü sadaka verip, istiğfar okunur. Ondan sonra ikindi ile akşam arası (İslâm Ahlâkı) kitabında Cumanın adabları, edebleri, müstehabları anlatılırken, orada; ''Yâ Allah, Yâ Rahman, Yâ Rahîm, Yâ Kaviyyü, Yâ Kâdir'' duası var. İkindi namazını kıldıktan sonra bu duayı seccade üzerine oturup, istenen kadar okunur, sayı yok. Sonra arkasına dua edilir. Arkasına bir Fâtiha, üç İhlâs-ı şerîfe okunur. Başında, sonunda salevât-ı şerîfeler okunur. Sonra Peygamber efendimize (aleyhisselâm), tüm peygamberlere (aleyhimüsselâm) Eshâb-ı kirâma (aleyhimürrıdvan) ve hatırladığımız islâm âlimlerinin, evliyâların isimlerini zikredip, onların ruhlarına hediye edilir. Ondan sonra da elleri açarak; ''Ya Rabbi bunların hâtırı ve hürmetine...'' diye dua edilir.
Devr-i salı diye birşey var mı?
Böyle bir şey yoktur.
Doğum günü kutlamak uygun mudur?
Doğum günü kutlamak, zaten hristiyanlara da müslümânlardan geçmiştir. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” doğum günü, Rebî’ul-evvel ayının 12. sinde dünyâyı şereflendirdiği için mevlid kandilidir. Mevlid, doğum demektir. Doğum günleri kutlanabilir. Yalnız, mum yakmak, harâm karıştırmak uygun değildir. 
Her gece ve Cum'a günü dikiş dikmekte bir mahzur var mıdır?
Dînen bir mahzuru söz konusu değildir.
Hicri kameri sene ile hicri şemsi sene arasında ne fark var?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Hıdırelles günü, bazı yerlerde mubârek sanılıyor, bilgi verir misiniz?
Allahü teâlâ ne rûmî, ne mîlâdî takvimde mubârek gün yaratmamıştır. Hicrî takvimde yaratmıştır. Dolayısıyla hıdırelles, tamamen bizimle alâkası olmayan bir şeydir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında bildirmediği bir şeye kat’îyyen itibâr edilmez.
Hıdırellez günü, bazı yerlerde mübarek sanılıyor, bilgi verir misiniz?
Allahü teâlâ ne rûmî, ne mîlâdî takvimde mubârek gün yaratmamıştır. Hicrî takvimde yaratmıştır. Dolayısıyla hıdırellez, tamamen bizimle alâkası olmayan bir şeydir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında bildirmediği bir şeye kat’îyyen itibâr edilmez.
İslâmiyyetde uğursuzluk var mıdır?
Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” açıkça bildiriyor. Din-i islâmda uğursuzluk yoktur, bereketlenmek vardır. Mübarek bir kimse ile karşılaşılmıştır, mübarek bir yere gelinmiştir, bereketlenilir. Kâfir veyâ bid'at ehlinin kalbinden zulmet akar, insanları sıkmasının sebebi budur. Yoksa, uğursuzluğundan kaynaklanmıyor. Uğursuzluk yoktur, [ne günlerde, ne aylarda, ne eşyâda, ne herhangi bir şey de] Ehl-i sünnet âlimleri böyle bildirmiştir.
Kandil sebebi ile mail ve mesajla tebrikleşmek uygun mudur?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Mübarek geceler için, bunlar sonradan uydurulmuştur diyorlar, bu konuda bilgi verir misiniz?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Mübarek günlerde oruç tutmak istiyoruz. Fakat tutamıyoruz. Günaha girer miyiz?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Ramazan-ı Şerifte Beş saatte yakın ibadet ediyorum. Bunun bir mahzuru var mıdır?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Safer ayına ait bela ve musibetler var mıdır?
Belli bir ayı belâ ve musîbet ayı diye bellemek veyâ takdim etmek yanlış olur. Belâ ve musîbetler, her ay da zuhûr eder. İnsanların işlemiş olduğu ısyâna, azgınlığına göre gelir. Durup dururken harekete geçmez. İnsan günâh işlemeye başladığı zaman, Allahü teâlânın gadâbı harekete geçer. Ama istiğfara devâm edilirse, itâate devâm edilirse, Allahü teâlânın merhameti harekete geçer.
Safer ayında bela ve musibetler yağarmış onun için dua etmek gerekirmiş Doğru mudur?
Biz okumadık, görmedik. Eğer böyle bir hadis-i şerif varsa, ehl-i sünnet alimleri de yazmışsa, onun sebep ve hikmetlerini de açıklamışlardır. Hadis-i şeriflerden hüküm çıkarmak bizim gibilerin haddi değildir. Genel olarak fıkıh kitâplarında, Safer ayı bela ayıdır, diye bir şey söz konusu değildir.
Safer ayında belalar ve musibetler gelirmiş doğru mudur?
Öyle bir durum söz konusu değildir. Yani kitâplarda öyle bir şey yazmamış. Safer ayında, gayr-i müslimlerden birinin memleketi, müslümanlar tarafından ele geçirilmişse, onu yerleştirmiştir. Allahü teâlâ Safer ayında da belâ ve ni'met gönderebilir, Ramazan ayında da. Ramazan ayında deprem olmaz mı, insan ölmez mi, yağmur yağmaz mı? Cenâb-ı Hakkın takdiridir. Burası imtihân yeridir. Yani, cenâb-ı Hak belli aylara tahsis etmemiş.
Safer ayında belâlar, musîbetler çok gelirmiş. Böyle bir şey var mıdır?
Kitâblarda öyle bir ifâde yok. Ama öyle bir yayılmış ki. Mûteber, temel kitâbları taradık, böyle bir şey yok. Büyüklerden Safer ayında vefât edenler var. Ama o ölçü değildir. Çünkü dînimizde yas tutmak yok. Bir ayda belâ, musîbet gelmiş ise, o ay hep öyle demek değildir. Dolayısıyla mübarek olan aylar, geceler kitâblarda bildirilmiş. Meselâ bu Safer ayının arkasına Rebîul-evvel ayı geliyor. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” dünyâyı şereflendirdiği aydır. 14 şubat, mevlid gecesidir. Bundan önceki ay Muharrem ayı idi, kıymetli bir ay. Hicrî takvîmin sene başı ayıydı. Muharremin birinci günü de, ilk gecesi de mübarekdi. Aşûre günü ve gecesi mübarekdi. Dolayısıyla bu söylenenlere iltifât ve itibâr etmemelidir.
Safer ayında dertler, belalar gelir, bunlara hazırlıklı olmak gerekir gibi şeyler söyleniyor. Bu konuda bilgi verir misiniz?
Dert, bela deyince ne anlıyoruz? Deprem olması, gökten taş yağması mı dert bela? Çok büyük felaket mi bunlar? Namaz borçları, oruç borçları, kul hakları, işlenen günahlar yanında bunların ne önemi var? Bunlar yanında (deprem olması, yangın çıkması, sel vurması ve saire mi) dert? Bunlar mı bela? Hâlbuki binlerce günahı olan kimse, üzerinde namaz borcu, oruç borcu, kul hakları olan kimse, bunlar üzerinde durmak, düşünmek yerine rahat rahat hiç düşünmeden yiyor, içiyor. Bu gibi hadiselere gelince; koşuşturuyor, eyvah ne yapacağız diyor. Bu tipteki kimseler hep nafilerle meşgul oluyor. Şeytan bunları böyle işlerle oyalıyor. Asıl lazım olan farzlarını yapılmasını böylece engelliyor. Nafileleri, bilinmesi lazım olmayan, emir olmayan işleri büyütüyor. Farzları hatıra getirtmiyor. Hâlbuki kişinin günahlarından, son nefeste imansız gitme tehlikesinden, gafletinden büyük felaket mi olur? İslam âlimleri günahların, kılınmayan namazların, oruçların ve imansız gitme durumunun en büyük felaket olduğunu açıklamışlar. İnsanlar gaflette oldukları için bu felaketi idrak edemiyorlar. Gördükleri bu gibi sıkıntıları düşünüyorlar. 
 
Kitaplarda buyruluyor ki:
Bela ve nimet her gün Allahü Teâlâ’nın huzuruna arz eder.
 
Bela çıkar, Melekler arz ederler
- Yâ Rabbi kime göndereceğiz belayı?... 
 
Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri kime olacak, sevdiğim kullara götürün buyurur.
 
Sonra nimet çıkar, arz edilir. Melekler yine sorarlar:
 
- Yâ Rabbi kime göndereceğiz nimeti? 
 
Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri nimeti de düşmanlarıma götürün, o kadar çok olsun ki (mal, mülk vesaire) beni hiç hatırlamasınlar, anmasınlar... Sevdiğim kullara da o kadar derd-ü bela götürün ki, benden başka bir şey düşünmesinler, beni her zaman ansınlar, hep Yâ Rabbi... Yâ Rabbi... Yâ Rabbi... desinler, hep beni (teâlâ ve tekaddes) ansınlar, hep beni zikretsinler... diye kitaplarda anlatılıyor. 
 
Burası imtihan yeri, bunlar olacak. Dertler, sıkıntılar gelecek. İnsanları bu şekilde korkutmak uygun değil. Temel kitaplarda Safer ayında belalar yağar, dertler gelir diye bir ifadeye rastlamadık. Ayrıca dertler, belalar sadece bu aya mahsus denemez. 99 Depremi bu ayda mı oldu? Dertte belada, sıkıntıda her zaman gelebilir. Bu dünya mihnet üzerine kurulmuştur. Müslüman tedbirini alır ve tevekkül eder. Abdestli bulunur, abdestli yatar, abdestli işine gider. Niyetini düzeltir. Evden çıkarken, girerken dualarını okur. Sebeplerine yapışır, sonrasında tevekkül eder. Bir de dikkat edilirse; Bid’at ehli olan kimseler, bid'atlara müptela olmuş kimseler bu şekilde işleri araştırıyorlar. Farzlara ehemmiyet vermiyorlar. Hep nafilelerle (kendilerine lazım olmayan bilgilerle, nafile ibadetlerle) meşguller. Nefs ve şeytan bunları böyle oyalıyor. Nafilelerle meşgul edip, farzları yaptırtmıyor. 
 
Böyle Safer ayında belalar inecek, dikkat edin diyenlere şaşırıyoruz. Allahü teâlâ 11 ay bela ve musibet vermiyor, bir tek bu ay gelince mi belaları, musibetleri yağdırıyor? Olur mu öyle şey? Peygamber efendimizden aleyhisselâm itibaren zamanımıza gelinceye kadar kaç Safer ayı geçti. O aylarda mı bir tek bütün felaketler başa geldi? Mesela Muharrem ayının 10'unda da birçok hadiseler vuku bulmuş. Nuh aleyhisselâmın tufanı kopmuş, İsa aleyhisselâm göğe çekilmiş. Birçok belalar da o güne denk gelmiş. O zaman o gün içinde mi: "Bu aya, bu güne dikkat edin. Belalar yağacak, hazırlıklı olun" mu diyeceğiz? 
 
Tavsiyemiz: Bunlarla meşgul olmamalıdır. Zira en büyük felaket gökten taş yağması, tsunami olması, deprem olması değil; Allahü Teâlâ’dan gafil olmaktır.
Safer ayında okunacak selâm âyetleri varmış. Böyle bir şey var mıdır?
Biz, fıkıh kitâplarında böyle bir şeye rastlamadık. Eğer, Ehl-i sünnet âlimlerinden birisi [öyle kendini âlim zannedenin değil] yazmışsa, başımızın, gözümüzün üstünde yeri var. Kendi kafasına göre yazanlara itibâr edilmez. Biz temel fıkıh kitâplarında görmedik.
Safer ayında yapılan özel bir ibâdet var mıdır?
Her zamân okunacak şeyler [vird deniyor] var. Safer ayı, Muharrem ayı gibi medh-u senâ edilmemiş. Belli bir ibâdet, Safer ayında yapılır diye de bir kayd da söz konusu değildir. Din büyüklerinden Safer ayında ibâdet eden, vefât eden olmuş. Diğer aylarda da olmuş.
Seher vakti ne zamandır?
Sesli cevabı dinlemek için DİNLE butonuna tıklayınız
Şevval ayında ibadet olarak neler yapmamızı tavsiye edersiniz?
Şevval ayı için bildirilenler, tavsiye edilenler emir değildir. İnkâr edilmediği müddetçe günâh olmaz. Yapılmazsa, sevâbından mahrum kalınır. Yani âhiretde, bunu niye yerine getirmedin diye hesâba çekilmezsiniz. Şevval ayında tutulacak olan altı gün oruçları hadis-i şerifde bildiriliyor. Ramazan-ı şerif ayında otuz gün tutulsa, Allahü teâlâ bire on veriyor, üçyüz gün ediyor. Şevvalde de altı gün tutulursa, o da altmış güne tekabül ediyor. Üçyüzaltmış günün tamamı oruçlu geçmiş gibi olur. Cenâb-ı hak bu şekilde sevâp veriyor. Dolayısıyla şevval ayında tutulan oruçların fazileti çok fazladır, ama emir değildir. Kadınlar muayyen hâlde tutamadığını, seferde olup tutamayan veya hasta olup tutamayan Şevval ayında kazaya niyet ederek tutsa, Şevval ayında oruç tutma sevâbına kavuşulur, hem de borç ödenmiş olur. Önemli olan bu ayda oruç tutmaktır. Ramazan-ı şerife hesapla başlanıp, bitirildiği için, Ramazan-ı şerifden sonra başı ve sonu için iki gün oruç tutulur. Çünki, başı da sonu da tereddütlüdür. Şevvalde tutulan altı gün orucun ikisine de, en son kazaya kalan orucuma diye niyet edilir ve mesele biter. Altı günün hepsine kazaya niyet edilse de mahzuru olmaz.
Şevvâl ayında tutulan oruçları nasıl tutmak lâzımdır?
Allahü teâlâ kendisine îmân eden kullarına, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, Ramazân ayında bir ay oruç tutmayı farz kılmışdır. Bunun dışında vâcib oruçlar var. Meselâ bir kimse adakda bulunmuştur, bunu yerine getirmesi vâcibdir. Yemîn keffâreti için yerine getirmesi vâcibdir, buyruluyor. Vâcib olanlar var, nâfile olanlar var, Allah rızâsı için olanlar var, mekrûh olanlar var. Meselâ cumartesi günü tek olarak oruç tutmak mekrûhdur. Cum'a günü tek olarak oruç tutmak da mekrûh olarak geçiyor. Bir de harâm olanlar var, senenin içinde beş gündür, buyruluyor: Birincisi bu Ramazân-ı şerîf bayramının ilk günü, yani Şevvâlin birinci günü tek olarak oruç tutmak harâm. Bir de Zil-hicce ayının [yani kurban kestiğimiz, haccın emredildiği ay olan] on, onbir, oniki, onüçüncü günleri, oruç tutmak harâmdır. Ramazân-ı şerîf bayramınn birinci günü geçince, hemen ikinci gününden itibâren oruç tutmak câizdir. Meselâ üçüncü gününde oruç tutulur. Şevvâl ayının üçündeyiz. Bugünden sonra da tutabiliriz. Hatta birinci günden sonra da tutabiliriz. Ramazân-ı şerîf ayından sonraki ayın ismi Şevvâldir. Şevvâlden sonra gelecek ayın ismi Zil-ka’dedir. Zil-ka’deden sonra gelecek ay da, kurban kestiğimiz ve hac ettiğimiz ayın ismi olan Zil-hiccedir. Bir ay orç tuttuk. Cenâb-ı Hak bire on sevâb verir, buyruluyor. Üçyüz ediyor. Altı gün de Şevvâl ayında tutulursa, bire on da öyle verir. Altmış da burdan, üçyüzaltmış. Böylece zahîren otuzaltı gün oruç tuttuk, ama senenin tamamını oruç tutmuş gibi, [bu ümmete mahsûs olarak] cenâb- Hak sevâb verir. Şevvâl ayında bir kimse, ister yemîn keffâreti olarak oruç tutsun, ister adak borçları varsa onu tutsun [altı gün tutmuş olsa] , Şevvâl ayında tutulan orucun sevâbına kavuşur. Çünkü bu ayda oruç tutuldu. Buna ister Allah rızâsı densin, ister yemîn keffâreti densin, ister vâcib olan adak orucu densin, ister hanımların muayyen zamanında tuttukları kaza orucu densin veyâ seferde tutamadığı oruçları kaza eden kimse için kazaya densin. Netice itibâriyle Şevvâl ayında orucu tutunca, Şevvâl ayına mahsûs olan o sevâba kavuşur. Namâzda da bu böyle. Meselâ kaza namâzları kılarken, önemli olan buyuruyor, Muhammed Sâdık Efendi, (Öğle namâzının dört rek'at farzından önce dört rek'at namâz kılmak ve farzından sonra iki veyâ dört rek'at namaz kılmak sünnetdir). Dolayısıyla buyuruyor ki o zât, öğle namazının farzından önce bir kimse dört rek'at namâz kılsa, ister bunu Allah rızâsı için de, ister öğle namâzının ilk sünneti de, ister ilk kazaya kalmış öğlen namâzının farzı de, ne niyyet edersen et. Orada dört rek'at namâz kılınca o sünnet yerine geliyor. Şevvâl ayında da, ister kaza orucu diye niyyet, ister vâcib olan adak orucu diye niyyet et. İster yemîn keffâreti diye niyyet et, ister Allah rızâsı için diye niyyet et. Bu ayda oruç tutunca, mesele bitiyor. Yalnız yine şunu hâtırlatmakta fayda var: Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” bir hadîs-i şerîfte tavsiyeleri, hatta talîmâtları [o hadîs-i şerîfde çünkü Ehl-i sünnet âlimleri öyle bildiriyorlar], (Hilâli görünce oruca başlayınız, ve hilâli görünce bayram ediniz) buyruluyor. Dolayısıyla Ramazân-ı şerîfin başlaması ve bitmesi hilâlledir. Hilâli gözetleyenler var. Biz de senelerdir gözetliyoruz, ama tek başına, ferdî olarak gözetlememiz bizi bağlar, herkesi değil. Dolayısıyla takvîmlere önceden yazılıyor, her ülke yazıyor. Hesâblar meçhûl değil, ama hesâb edilen günde doğmayabiliyor. Ya hesâb edilen gündür veyâ birgün sonradır, buyruluyor. Çünkü orada dînin emri, (Hilâli gör oruca başla, hilâli gör bayram et!) buyruluyor. Dolayısıyla biz takvîme göre başlıyoruz. Dünyânın her tarafındaki müslümânlar da böyle yapıyorlar. Bunun için de fıkh kitâplarında islâm âlimleri, “Allahü teâlâ şefâatlerine nâil eylesin!” o kadar keskin görüşlülermiş ki, asırlar sonra meydana gelecek hâdiselerin hepsini, sanki o gün yaşıyormuş gibi hepsini görmüşler ve o hükümleri de bildirmişler. Buyruluyor ki, (Eğer hilâli görerek Ramazân-ı şerîf başlanmamış ve hilâli görerek bayram edilmemiş ise, [yani hesâbla başlanarak, hesâba güvenilerek] böyle zamanlarda oruca, Ramazan-ı şerîfe bu şekilde başlanıldığı zaman dilimlerinde, bir girişi için bir de çıkışı için Ramazân-ı şerîfden sonra iki gün oruç tutmalıdır) buyruluyor. Yani girişi hilâli görerek değildi. Çıkışı da hilâli görerek olmadığı için yanlışlık olabilir, ihtiyâten buyruluyor. Başı için ve sonu için, Şevvâl ayında oruç tutacaklar, hiç olmazsa altı gün tutacaksa ikisini borcu yoksa, (Niyyet ettim en son kazaya kalan orucumu tutmaya). Hepsini öyle niyyet etsek de hiçbir mahzûru yok. Birşey olmaz. Dolayısıyla bu ayda, Şevvâl ayında altı gün orucu, [peşpeşede tutulabilir, bir mahzuru yok]. Meselâ diyelim ki, bayramın üçüncü gününü bitirdikten sonra, başlanıp birden altı gününü çıkarsak [bir hafta içersinde] bir mahzuru yok. Pazartesi, perşembe günleri tutsak da olur. Sadece cumartesi tek olmaz. Cumartesi, pazar tutulsa olur. Hepsini birden tutma şartı söz konusu değildir. Tutmak lâzım değil, emir değildir. Ama çok tavsiye edilmişdir. Çünkü farz değil, onu yanlış anlamamalıdır. Bir de meselâ, kazaya kalan oruçlar zaten tutulacak, bu Şevvâl ayında tutuvermelidir. Böylece Şevvâl ayındaki o tavsiye edilen sevâblara kavuşulmuş olur. Namâzın kazası olduğu gibi, orucun kazası olduğu gibi; zekâtın kazası, kesmediğimiz kurbanların kazası olduğu gibi; sadaka- i fıtrın da kazası var. Yani sadaka-i fıtrın Ramazân-ı şerîf ayında verilmesi lâzımdı. [Bayram namazına kadar]. Zaman dilimi bitti, [unutuldu]. Bayramdan sonra, meselâ bayramın üçüncü günü hâtırlandı, gidip verilebilir. Ama şunu unutmamak lâzım, bir kimse vaktinde, namâz vakti girip de, abdest alıp da namazını kılmış olsa, onun kazandığı bir ecir var. Namâzın son vaktinde kıldığı zaman da bir ecir, ücret var. Bir de namâz vakti çıktıysa... Günâha girdi. Tövbe istigfâr etmesi, yalvarması lâzım. Ramazân-ı şerîf ayı içinde verenle, sonraki veren elbette ki aynı değil. Yine de vermeli, ama tövbe istigfâr etmeli. Unuttuysa, o da dînen özürdür. Zaten müslümân bilerek vermemezlik edemez, unutmuştur. Ramazân-ı şerîfin bereketi ile iyilik yapabiliyorduk. Ramazân-ı şerîfde kazanılan o güzel şeyler gidiyor. Sadece Ramazân ayına mahsûs bir aylık müslümânlık olmaktan çıkarıp, hayata yayılabilir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hayatları ve kitâbları okunursa bağlantı devâm eder. Yani râbıta devâm eder. Rûh beslenir ve bedene o hükmeder. Ama nefs beslenirse o kuvvetlenir ve hükmeder. Dolayısıyla Ramazân-ı şerîf ayı içerisinde elde ettiğimiz o kazanımları devâm ettirmemiz mümkündür. Âhir zamân da olsa. Bu, zamânla alâkalı değildir, insanların bozulması ile alâkalı bir hâdisedir. Bozulan insanların değil, bozulmayanların arasında kalmaya çalışmalıdır.
Üç aylar tesbîhi diye birşey var mıdır?
Hepimiz için öncelikle lâzım olan istiğfardır. Ehl-i sünnet âlimleri kalb mütehassıslarıdır. Öncelik sıralarını bildirmişlerdir. Önce, doğru bir îmân (İtikâdı bozuksa istediği kadar kelime-i tevhîd söylesin, bir kıymet ifâde etmez). Sonra farzları, vâcibleri, sünnetleri, harâmları, mekrûhları, müfsidleri öğreneceğiz. Farzları, vâcibleri, sünnetleri sırası ile yerine getirip; harâmlardan, mekrûhlardan, müfsidlerden sakınacağız. Namaz borcumuz varsa onları edâ edeceğiz. Oruç, zekât... borcumuz varsa bunları ödeyeceğiz. Üç aylar tesbîhi çekileceğine, oturup (Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye) kitâbı okunursa, daha kıymetli bir ibâdet yapılmış olur. Çünki kendimize lâzım olan bilgileri öğreneceğiz. Bunları öğrenmek farzdır, o tesbihâtları söylemek ise nâfiledir.
Üç aylarda oruç tutmak istiyoruz. Ayın başı ortası ve sonunu nasıl bulacağız?
İlk onu başı, ikinci on ortası, son onu da sonudur.
 
 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:191
Dün:236
Bu Ay:5,164
Toplam:14,170,371
Online Ziyaretçiler:1
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842