Allah diyen aziz olur

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allah diyen aziz, para diyen rezil olur. Herkes bu iki kutup etrafında toplanmıştır. Bir kısmı Allah yolunu, bir kısmı paranın yolunu tutmuştur. Paranın yolunu tutan, daima hüsrana uğrar ve Cehennemin dibine gider. Allah diyen, bol paraya kavuşur, parasını hep hayra sarf eder. İnsanların değil, Allah’ın kıymet verdiğine kıymet verir, çünkü insan fanidir. Onun verdiği değer de fanidir. Allah’ın verdiği değer ise bakidir, çok kıymetlidir.

Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin hak yolu bulması şöyle anlatılır:
(Bir ağaç altında otururken, iki gözü kör bir kuşun ağaçtan inip, yeri eşerek altın bir kutu çıkardığını görür. Dikkat edince, kutunun içindeki susamı kuşun yediğini görür. Daha sonra başka bir yeri gagasıyla eşer ve o kutuda bulunan suyu içer. Tekrar gagasıyla gömüp ağaca çıkar. Topraktaki kutuların yerleri belirsiz hâle gelir. Bunları görünce, Allahü teâlâya tevekkül etmenin hakikatini anlar ve tevekkül etmeye karar verir. Biraz ileride, bir viranede fakirlerle karşılaşır. Geceyi birlikte geçirirler. Ertesi gün, Zünnûn-i Mısrî hazretleri, bir küp altın bulur. Küpün ağzında bulunan tahta kapakta, Allah ismi yazılıdır. Altınları fakirlere dağıtır, kendisi de tahtayı alıp, o gece orada yatar. Uyandıkça, yazıyı öpüp, başına koyar, gözüne sürer. Gece rüyasında, (Allah’ın ismini aziz tuttun. Sen de aziz ol!)derler. Sonra uyanır. O anda, gönlü ve içi nurla dolar.) 

Kendisi de şunu anlatır:
(Bir gün dağda dolaşırken bir topluluk gördüm. Herkesin belli bir rahatsızlığı var. (Burada ne yapıyorsunuz?) diye sorduğumda, (Şu mağarada bir âbid var, her yıl bir sefer dışarı çıkar, bize okur, hepimiz şifâ buluruz) dediler. Ben de onlara katılarak, dışarı çıksın diye bekledim. Beyaz sakallı heybetli bir zat çıktı. Heybetinden sanki dağ sallandı. Sonra şefkatli bir gözle onlara baktı, bir şeyler okudu, onlara doğru üfledi. Okumalarını bitirip mağaraya girerken eteğine yapışıp (Milletin bedenî hastalığına okuduğunuz gibi, benim de kalbî hastalığıma şifa okur musunuz?) dedim. Bana hiç bakmadı bile ve eteğini elimden çekip, (Sen Rabbini bırakarak benim yanıma gelme, git Rabbin için çalış!) dedi. Ondan sonra kemâle geldim.)

Allah görüyor ve biliyor

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Konuşmamızda, alışverişimizde ve her işimizde Allahü teâlâya hesap vereceğimizi düşünmeliyiz. (O bu, bana ne der?) diye düşünmeyi bırakmalı. Başkası değil, Allah ne der, ona bakmalı. Başkalarını belki atlatabiliriz, ama Allahü teâlâyı hâşâ atlatmak mümkün mü? Kabirde kendi yaptığımız işleri kendimiz okuyacağız.

Bir bakkal ölünce, kabrinde, eline mesela elli bin sayfa verecekler. Bakkal, (Bu ne?) diyecek. (Dünyadayken elli bin kişiyle görüştün, çeşitli şekilde irtibatın oldu. Onlara nasıl muamele ettin, oku şimdi kitabını!) diyecekler. Teker teker hesap verecek, eğer hileli mal sattıysa, eksik tarttıysa, aldattıysa, hepsi meydana çıkacak. Kamerada hepsi görülecek, gizli bir şey kalmayacaktır.

Biz Allah'ı görmüyorsak da, O bizi görüyor ve her şeyimizi biliyor. İşte böyle inanmalı. Bu imana, bu şuura kavuşan, melek gibi olur. Niye? Çünkü öfke biter. Büyüklerin veya hocasının yanında kimseye kızamazken, Allahü teâlânın yanında nasıl kızar? Biri ona vursa, utanır, cevap vermez, çünkü Allah'ın gördüğünü biliyor. Bunu bilirken gıybet etmesi, mümkün mü? Dilini keser, yine konuşamaz.

Herkesin gönlünde ne yatıyorsa, Cenab-ı Hak, ona o yolu açar, kolaylaştırır. Gönlünde günah işleme arzusu yatana, günah işleme yolları açılır. Gönlünde para kazanma hırsı olana, para kazanma yollarını açar. Gönlünde dine hizmet aşkı olanlara, hizmet yollarını açar. Yani nasıl ki, bir gemi, pusulayla bir yere giderse, insanlar da kalblerindeki niyetlerine, arzu ve isteklerine göre, bir yere giderler. Onun için büyük zatlar, kalbe önem vermişlerdir. Peygamber efendimiz de,(Allahü teâlâ, şeklinize, amellerinize bakmaz. Kalbinize ve ne niyetle yaptığınıza bakar) buyuruyor. İnsan yaptığı her işte, (Bunu Allah için mi, yoksa başkaları için mi yaptın?) sorusuna muhatap olacağını düşünmelidir. Niyeti, Allahü teâlânın rızasını kazanmak ise, alıp verilen her nefes zikir olur. Yok, eğer bunda nefsin bir payı varsa, (Şu meşhur falancadır, şu kadar malı, parası var) desinler diye yapmışsa, dünyada maksadına kavuşabilir, fakat âhirette on para alamaz. O iş bitmiştir.