Büyüklerin hakkı nasıl gözetilir?

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsandaki en büyük nimet, imandır. Elden kaçması en kolay nimet de budur. Bu imanın insanda hep kalması için şart, mümin kardeşlerini sevmektir. İnsan, din kardeşini sevmezse, imanını yavaş yavaş kaybeder de haberi olmaz, çünkü hubb-i fillah yani Allah için sevmek, imanın temelidir.

Tatlı dilli, güler yüzlü olmalı. Hiç kimseyle münakaşa etmemeli. Dinde tefrikaya düşmek, yani bölünmek fitnedir. Evliya bir zata bir talebesi şöyle bir sual sorar:

- Efendim, İmam-ı Rabbani hazretleri, (Nimetin elden çıkmasına en büyük sebep, o nimetin şükrünün eda edilmemesi ve size bu nimetin gelmesine sebep olan zatın haklarının gözetilmemesidir) buyuruyor. Din büyüklerinin hakkı nasıl gözetilir, büyükler bizden ne isterler, bizden nasıl razı olurlar?

O zat cevap olarak buyurur ki:

- Büyükler bizden çok şey istemiyor. Sadece, (Gıybet, dedikodu etmeyin! Birbirinizi üzmeyin, münakaşa etmeyin, kalb kırmayın! Birbirinizi sevin, sizler kardeşsiniz. Bu kardeşliğinize toz kondurmayın! Öyle olursanız ben de sizden razıyım. İki talebemiz eğer birbirine darılırsa, çok üzülürüz) diyorlar. 

- Efendim, hepsi bu kadar mı?

- Evet, hepsi bu kadar. Taş olsa, insan buna tahammül eder. (Mademki emir böyledir, tamam) der. Mümin Allah’ın dostudur. Allah’ın dostu nasıl üzülür! O üzüntünün akıbetinden korkulmaz mı? Eğer onların üzülmesi bizim sebebimizle olacaksa, haklı da olsak, ben haksızım demeli, suçu, kabahati üzerimize almalı! Yeter ki onlar üzülmesin! Onun için evladım, aranızda dargınlıklar varsa kaldırın! Bugüne kadar ufak tefek kırgınlık varsa, üzüntüler olmuşsa, bunları derhal bitirip, (Kabahat bende kardeşim, sen haklısın) demeli! Böyle demekle bir şey kaybetmeyiz, ama çok şey kazanırız. (Haklı olduğu halde, “Sen haklısın, kabahat bende” diyene Cennette köşk verilecek. Kefili benim, gelsin benden istesin) hadis-i şerifi, ne güzel teminattır. Cennetteki köşke ancak imanla ölen kavuşur. Bütün uğraşmamız, yaptığımız her şey, zaten imanla ölmek içindir. İnsan bu teminatı, Cennetteki bu köşkü, alçak olan, kâfir olan nefsi için nasıl feda eder? Büyüklerin bize verdikleri nasihat hep şudur:
(Münakaşa etmeyin! Tartışmak, dostun dostluğunu azaltır, düşmanın da düşmanlığını artırır. Hangi konuda olursa olsun, münakaşadan kesinlikle uzak durmalıdır.)

Öyle gelen böyle gider 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Evliya zatların ruhaniyetinden, ilminden, feyzinden faydalanmanın şartlarından biri, onun Allah adamı olduğuna inanmak ve bunda asla şüphe etmemektir. İkincisi, onu çok sevmektir. Bu sevginin alameti de, ona tam tâbi olmak ve itaat etmektir.

Bu büyüklerin huzuruna, boş giden dolu döner, dolu giden boş döner. Dolu şeye bir şey koymazlar. Boş olarak gitmeli, dolu olarak dönmeli. Dolu giderse, yani kendinde bir varlık hissederse faydalanamaz, eli boş döner. (Ben biliyorum, ihtiyacım yok diyen) elbette ilimden, feyzden mahrum kalır. Büyüklere tam inanmış, sadık olarak gitmeli.

Horasanlı bir genç, bir gün Kutbüddîn-i Bahtiyar hazretlerinin kabrine gider. Bu mübarek zatın ruhaniyetinden, hayatta olan bir mürşid-i kâmilin kendisine bildirilmesini ister. Silsile-i aliyye büyüklerinden Muhammed Bâkî-billah hazretlerinin Delhi’ye geldiği gece rüyada, (Bu beldenin kutbu geldi, gidin, ona tâbi olun!) diye söylerler. O genç Bâkî-billah hazretlerine gelip rüyasını anlatır ve talebe olmak istediğini söyler, ama o zat, (Ben de öyle birini arıyorum, bulursan bana da bildir!) diyerek genci geri gönderir.

Genç, ertesi gece tekrar aynı rüyayı görür ve yine oraya gidip durumu arz eder. Mübarek zattan aynı cevabı alan genç yine geri döner. Tekrar aynı rüyayı görür. Genç yine gelir ve aynı cevabı alıp geri döner. Bu sefer rüyada gence derler ki:
(Büyükler, biz büyüğüz, gel seni kurtaralım demezler. Onlar insan-ı kâmildir, “Biz kim oluyoruz ki” derler. Sen git, esaslı şekilde, tam teslim ol!)

Genç tekrar gidip, (Aradığım zatı buldum efendim. O zat sizsiniz. Şu bıçakla beni doğrasanız, artık gitmem. Beni buradan ancak mezara götürürler) der.

Genç öyle bir şevkle, öyle bir teslimiyetle yapışır ki, Bâkî-billah hazretleri, (Peki o zaman, gel) buyurur. Bir teveccühte bütün kemâlâtı verir, (Haydi, evine dön!)der. O genç de veli bir zat olur. Öyle gelen, böyle gider. Şüpheyle gelmeyi, bu büyükler gelmek saymazlar.