Bu kuru kafa kimdi?

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir kimse neye kıymet verirse, Allahü teâlâ ona, kıymet verdiği şey kadar kıymet verir. Onun için büyüklerimiz, (Düşüncesi, arzusu, maksadı sadece dünya olanın, yediği içtiği haram olanın kıymeti, bağırsaklarından çıkardığı kadardır) buyurmuşlardır. Biz bunun için yaratılmadık. Cenab-ı Hak bizi Cennet için yarattı. İnkâr eden, elbette mahrum kalır. 

Nimet ne kadar kıymetliyse, onun düşmanı da o kadar çoktur. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Bu nefs, Allahü teâlâya düşmandır. Nefsten büyük düşman yoktur. Farzlardan biri de hubb-i fillah ve buğd-i fillah olduğuna göre, demek ki, Allah’ın düşmanı olan nefsimizi sevmeyeceğiz. Allahü teâlâ, (Nefsine düşman ol ki, dostum olasın) buyuruyor. 

Din, iyilerle beraber olmaktır. Başka türlü kurtulmak zordur. 

Kim feraha çıkmak isterse Allahü teâlâ onu feraha çıkarır, kim de sıkıntı çekmek isterse Allahü teâlâ ona sıkıntı verir. O halde eden, kendine eder. 

Bir balıkçı varmış. İşi gücü balık tutmakmış. Yine böyle balık tuttuğu bir gün, oltasına ağır bir şey takılmış. Oltayı çekmiş, bir bakmış, kocaman bir kuru kafa. Kuru kafaya bakmış, bakmış ve başlamış kendi kendine söylenmeye: 
− Ey kuru kafa, bir zamanlar belki sen çok zengindin, ama bak ne hâle geldin. Belki çok fakirdin, belki padişahtın, belki de hizmetçiydin, belki de çok güzel veya çok çirkindin...

Akşama kadar böyle saymış ve eklemiş sonunda: 
− Ama bak ne hâle geldin! 

Sonra, (Peki ben ne olacağım?) demiş kendi kendine ve yine kendisi cevap vermiş: 
− Ben de senin gibi olacağım! 

Tevbe istiğfar etmiş. Kuru kafayı atmış suya, kayığı, oltayı bırakıp, ilim tahsiline gitmiş. Senelerce uğraşmış, ilerlemiş ve sonunda İbni Semmak hazretleri olmuş. İmam-ı Ali Rıza hazretleriyle sohbet etmiş, asrının evliyası olmuş. Maruf-i Kerhi hazretleri Firuz isminde bir Hıristiyan çocuğuyken, onun Müslüman olmasına sebep olmuş ve onu irşat etmiş. Bir gün halife Harun Reşid, kendisini görüp, nasihat almak isteyince ona, (Kendini Mahşer yerinde, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda hesap verdiğini düşün! Sana verilecek hüküm, ya Cennet veya Cehennem. Hükmü Allahü teâlâ verir. Ona göre hareket et)buyurmuş. 

Nasihat isteyen birine de şöyle demiş:
− Allahü teâlâ helaller için hesaba çekeceğini, haramlar için azap edeceğini bildirdi.


Sonsuz ne demek? 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir insana yapılacak en büyük iyilik, ona Müslümanlığı öğretmektir. Bir Müslümana yapılacak en büyük iyilik de, ona Ehl-i sünnet itikadını öğretmektir. Bunlardan daha büyük iyilik yoktur. Bir insanı, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmaktan daha büyük keramet olur mu? İnsan sadece, (Sonsuz ne demek?) bir düşünse, bir anlasa beyni akar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Cehennemdeki kâfirlere, “Siz dünyadaki bütün sulardaki damlalar adedince, bütün kumlardaki tanecikler adedince yanacaksınız, sonra çıkıp Cennete gideceksiniz” denilseydi, sonunda kurtulacağız diye çok sevinirlerdi. Bütün dünya, gökyüzü dâhil, buğday tanesi dolu olsa, bir serçeye, “Her sene bir tane yiyeceksin” deseler, o buğdaylar biter, sonsuzun yanında hesabı bile olmaz.) 

Allah yolunda halis niyetle yapılan hizmetler zayi olmaz. Bu niyet olduktan sonra Cenab-ı Hak yardım eder. Allah yolunda çalışmak herkese nasip olmaz. Büyüklerimizin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda, kime, İslam’a hizmet etmek nasip olursa, gece gündüz haline şükretsin, Rabbine hamd etsin! Düşman ne kadar kuvvetli olursa, cihadın sevabı o kadar çok olur, kat kat fazla olur. Kerimlerin kapısında, ehil olanlarla olmayanlar beraberdir. Allahü teâlâ, ihsan sahiplerinin en büyüğüdür. İnşallah içimizde ehil olan vardır. Bunlara ihsan ederken, mükâfat verirken, onların yanı sıra bize de verir, çünkü kerim olan, saçarmış, isteyen alsın dermiş.

Şibli hazretleri vefat ettikten sonra, bir tanıdığı onu rüyada, Cennette görünce sormuş:
- Bu makama nasıl ulaştın? Nasıl Cennetlik oldun?

O da buyurmuş ki: 
- Dört yüz hocadan ders okudum. Bunlardan dört bin hadis-i şerif öğrendim. Bütün bu hadis-i şeriflerden bir tanesini seçip kendimi ona uydurdum, çünkü kurtuluşu ve sonsuz saadete kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasihatleri hep bunun içinde gördüm. Seçtiğim hadis-i şerif şudur: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!) 

Mesela insan bir çıra yakıp, alevine elini koymalı. Ne kadar dayanabilirse, o kadar günah işlemeli. Bir dakika dayanabilirse, o zaman bir dakika günah işlemeli.