Çirkinliklerin örtülmesi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Büyük bir zat, oğluna şöyle vasiyette bulunur:
(Oğlum, insanlardan altın değil, dua iste! Altın biter, ama duanın faydası bitmez.)

Dua almak çok önemli bir iştir. Kabul olan dua, kaza ve kaderi değiştirir. Ana babanın evladına duası, Peygamberin ümmetine duası gibidir. Onlar, bize ne yaparsa yapsın, itiraz etmemeli, onları gücendirmemeli. Büyük zatlar o yüksekliklere, ana babalarının, hocalarının rızası ve duasıyla gelmiştir. Araba ne kadar güzel olursa olsun, benzine ihtiyaç vardır. Büyükleri ilerleten benzin de duadır. Herkes bu gücün, para olduğunu zannediyor, ama para bugün var, yarın yok. Dua ise, asırlar boyu devam edecek bir servettir, sermayedir.

İnsanlarla görüşürken, alışveriş yaparken, nezaket çerçevesinde davranmalı, kızıp öfkelenmemeli. Onlar ne söylerse söylesin, (Sen haklısın) demeli. Peygamber efendimiz, (Kendi haklı iken, karşısındakine sen haklısın diyene, Cennette köşk verilecektir, bunun kefili benim) buyuruyor. Meraklının biri, meşhur bir zata sorar:

- Efendim herkes sizi seviyor, sizden övgüyle bahsediyor, hâlbuki insanlar çeşitli karakterdedir, bu insanları memnun etmek çok zordur, bunu nasıl başarıyorsunuz?

O sırada kar yağıyormuş, kar her tarafı örtmüş. O zat der ki:
- Şu pencereden bir bak, ne görüyorsun?

O şahıs, pencereden bakıp, her tarafın bembeyaz karla kaplı olduğunu görüp der ki:
- Efendim her yer kar.

- Peki, kardan başka bir şey görebiliyor musun?

- Kar her tarafı örtmüş efendim.

- İşte bizim sevgimiz kar gibidir, kimin ne kusuru, yaramazlığı varsa hepsini örter, biz de görmeyiz. Kar nasıl, çöpleri, pislikleri, çirkinlikleri örtmüş, her taraf mis gibi bembeyaz manzara içindeyse, biz de daima beyazı, sevgiyi görürüz. Dünyada sevginin hâlledemeyeceği hiçbir şey yoktur. Öfkeyle de hâlledilebilecek hiçbir şey yoktur. Güzel sözle, sevgiyle yılan deliğinden çıkar, size itaat eder. Ama öfkeyle kalkan zararla oturur, eşi, çocuğu ona sıkıntı verir. Öfke zarar getirir. Resulullah efendimiz, nasihat isteyen birine, (Öfkelenme) buyurdu. O kişi, farklı taraflardan gelip birkaç kere sordu, hepsine de, (Öfkelenme) buyurdu. Allahü teâlâ, iyileri(Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler) diye övüyor. O hâlde öfkemizi yenmeye çalışmalıyız.

Kalb ve Kâbe-i şerif 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Kâbe-i şerif, ilk görülünce, yapılan dua reddedilmez. Müminin kalbi ise, Kâbe’den kıymetlidir. Çünkü Kâbe, İbrahim aleyhisselamın yapısı, Allahü teâlânın tecelli ettiği yerdir. Ama müminin kalbi, Allahü teâlânın kudretiyle yarattığı bir şeydir. Onu kırmak yetmiş defa Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Mümin, müminle karşılaşınca, yaptığı dua reddedilmez. Peki, ne diye dua etmeli? Mesela, (Selamün aleyküm) demeli. Mânâsı, (Allahü teâlâ, sana hem dünyada, hem de âhirette selamet versin. Ne dünya sıkıntısı, ne ölüm sıkıntısı, ne de kabir azabı çekmeden doğruca Cennete git!) demektir. Diğer Müslüman da, (Ve aleyküm selam) dediği zaman, (Yâ Rabbi, sen de, bu din kardeşime selamet ver, rahmet et ve ona çok bereket ver!) diye aynı şekilde dua etmiş olur. İnsan, bir Müslümanla karşılaşınca, (Belki, benim dünya ve âhiret kurtuluşum, bu müminin duasına bağlıdır) demeli ve ne yapıp, ne edip onun duasını mutlaka almaya çalışmalıdır.

Çok kısa olan bu ömürde, çok uzun nimetler var. Hiçbir zaman, sonsuz olan, sonlu olanla mukayese edilemez. Allahü teâlânın varlığı da, sıfatları da sonsuzdur. Bütün kâinatta ne varsa, hepsinin ömrü, sonsuzla kıyas edildiğinde sıfırdır. İşte sonsuz olan Cennet nimetleri için, Allahü teâlâ, çok kısa bir ömür içinde öyle fırsatlar yaratıyor, öyle imkânlar veriyor ki, bunları kullanan, çok kısa bir zaman içinde çok büyük sevablar kazanabiliyor.

İnsanların bir sıkıntısını giderip onları sevindirmek çok sevabdır. Peygamber efendimiz, (Allahü teâlânın farzlardan sonra en çok sevdiği iş, bir mümini sevindirmektir) buyuruyor. Bazen insan bir tatlı sözle sevinir. Bazen de, dünyayı verseniz sevindiremezsiniz, çünkü bir kere kırılmıştır. Onun için dinimizde, (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir) buyuruluyor. Yani yanlış, kötü bir şey yapmamak, iyi bir şey yapmaktan daha iyidir. Çok iyiliği dokunsa da, yapılan kötü bir iş, bir yanlış hep hatırlanır, hiç unutulmaz. Onun için mümin, yanlış iş yapmaktan, yanlış söz etmekten çok sakınmalı. Ne kadar iyi iş yaparsak yapalım, (Bunu neden yaptın?) demezler. Ama bir hata işleyince, hemen söylerler. İnsanın yaptığı bütün ibadetler kabul olabilir, çok sevab verilebilir, verilmediği de olabilir. Ama işlenen her günah mutlaka yazılır. Onun için mümin, önce küfürden, sonra haramlardan sakınmalı, ondan sonra da ibadetlerini yapmalıdır.