Felaketten kurtuluş çaresi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsanlar, Allahü teâlâyı anmaktan ne kadar uzaklaşırlarsa, o kadar büyük felaketlere, bela ve musibetlere uğrarlar. Cemiyet, fert ve aile olarak Allahü teâlânın emirlerinden ve yasaklarından ne kadar uzaklaşırsak, başımıza o kadar sıkıntı gelir. Hâlbuki herkes çareyi başka yerde arıyor. Esas çare Allah demek, dine uymaktır. Felaketler, musibetler, bu çareye başvurulmadan düzeltilemez. Düzeltmeye uğraşmak, boşuna gayrettir. Bu, çok parayla ve kabiliyetle, unvan ve rütbeyle olacak iş değildir. Dibi delik kovanın içine, ne kadar su koyarsak koyalım, kova dolmaz. Bir kovanın suyla dolması için, önce dibinin delik olmaması, sağlam olması gerekir.

Cenab-ı Hakkın emir ve yasaklarından uzaklaştığımız zaman, önce şahsımıza, sonra ailemize, çocuğumuza, komşularımıza, şehrimize, sonra da memleketimize, akla gelmedik sıkıntılar mutlaka gelir. Âdem aleyhisselamdan beri böyle olmuştur. Azan kavimler, yerle bir olmuştur. (Önceki ümmetlerin her birine çeşitli fitneler [imtihanlar] verildi. Benim ümmetimin fitnesi, mal, para toplamak olacaktır) hadis-i şerifini düşünmeli, paraya, mala düşkün olmaktan sakınmalıdır. 

Ramazan-ı şerifin bereketi
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, (Beni unutursanız, rızkınızı daraltırım)buyuruyor. Allah'ı unutur, dünyaya dalarsak, iman, sağlık, mal, insanlık, merhamet rızkı ve daha nice rızıklar daralır. Ramazan-ı şerifte, Cenab-ı Hak çok zikredildiği için, oruç tutulup, Kur'an-ı kerim okunduğu için, merhamet çoğaldığı için, iftarlar, zekâtlar, fıtralar verildiği için, başta iman rızkı olmak üzere, maddî ve manevî rızıklar artıyor. En ipe sapa gelmeyen kimse bile, dinden imandan bahsediyor. Müslümanlar daha çok ibadete sarılıyor, camiler doluyor. Hastaneler ise diğer aylardaki gibi dolmuyor. Çünkü sıhhat rızkı bollaşıyor. Oruç tutan, sıhhatli olur. (Mide tehi, ten dürüst. Sine tehi, din dürüst), yani (Mide boşsa, vücut sıhhatli olur. Kalb boşsa, dinimiz sağlam olur) buyuruluyor. Demek ki, kalbde dünya yoksa, parayla, pulla, mal ve makamla, yani kalb bunların sevgisiyle dolu değilse, onun dini sağlamdır.

Fırsatı ganimet bilmek 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir balıkçı, tekneyle falan değil, büyük gemilerle balık avlıyormuş. Evliya bir zatın yanına gelir dua ve nasihat ister. O zat balıkçıya der ki:

- Bak kardeşim, gemidesin, denizde dolaşıyorsun, büyük bir balık sürüsüne rastladın, (Bugün kalsın, yarın yakalarım) der misin?

- Elbette demem efendim, yarın değil, bir saat sonra elden kaçabilir. Geciktirmeden hemen yakalamaya çalışırım.

- İşte Allahü teâlâ da, kullarına dünyada böyle fırsatlar verir, ama ahmaklar, (Biz onu yarın yakalarız) derler. Onun için biz onlar gibi ahmak olmayalım, balık sürüsünü görünce hemen yakalayalım. Bir kimse, bu fırsatları kullanmayıp da,(Daha sonra, yarın öbür gün yaparım) derse, o sürü elden gider. Sonra üzülmesinin de hiç faydası olmaz.

Sağlıklı olmak, aklı başında olmak, imanlı olmak, Ehl-i sünnet âlimlerini tanımak, onların bildirdiği şekilde dinimize hizmet etmek, birer nimet ve fırsattır, bu fırsatı kaçırmak çok tehlikelidir. Üstelik yarına çıkacağımız da belli değil. Gün bugün, an bu andır. (Yarın yaparım diyen helak oldu) buyurulmuştur.

Başarılı olmak için
Hangi konuda olursa olsun, başarılı olmak isteyen, din büyüklerimizin yoluna sarılmalı. Onların yolunda, işi geciktirmek yoktur. Araya sonra kelimesi girdi mi, o iş sürüncemede kalır, unutabiliriz, bir mani veya başka bir iş çıkar, hastalık olur, ölüm olur, bir daha o işi yapamayız. Daha sonra yapılsa bile, dine uyulmayıp, gecikmenin verdiği zarardan kurtulamayız. Helak olmamak için, hayırlı işleri tehir etmemeli, bir an önce yapmaya çalışmalı.

Bir gün bu ömür bitecek. Elli veya yüz sene sonra, hiç kimse kalmayacak. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın takdiri öyle, her yüz senede bir bütün insanlar değişir. Yani 5 milyar insan, yüz sene sonra gider, yüz sene sonra, başka bir 5-6 milyar gelir. Hiçbir şeye aldanmamalı, kanmamalı, kandırılmamalı. Allah var, bunu hepimiz biliyoruz. Bizi o yarattı, rızkımızı o veriyor, onun varlığıyla varlıkta duruyoruz. Hepimiz ona döneceğiz. Hesap kitap var, ölüm var, Cennet ve Cehennem var. Bu ikisinden başka gidecek yer de yok, ikisi de sonsuz. O hâlde, Allah'ın rızasının olduğu yere, yani Cennete gitmek isteyen, Cennete götürecek işler yapmalı, cehenneme götürecek işlerden sakınmalıdır.