Gerçek iflas nedir?

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, vasiyetnamesinin sonunda, (Hiç kimsenin kalbini incitmeyin!)buyuruyor. Başarının sırrı bu dört kelimededir. Bir hizmet, bir iş yaparken, gıybetle, dedikoduyla, iftirayla, münakaşayla, sertlikle kimsenin kalbini incitmemeli. İnsanların kalbini kırıp, kul hakkına girdikten sonra, yaptığımız iyiliklerin hiç faydası olmaz. Sevaplarımız hak sahiplerine verilir, bu da az gelirse, onların günahlarını yükleniriz. İşte buna iflas denir.

Evliya az konuşur, çok şey anlaşılır. Çok şey söyleyip de, en sonunda her şey unutulursa onun kıymeti yoktur. Büyüklerden işittiklerimizi unutmuyoruz. Çünkü evliya zatların sözleri, kalblerinden çıktığı için, o sözlerde rabbani tesir vardır. Merhum hocamız, bunu çok güzel bir örnekle anlatıyor:

Dünyada herkes mektup yazmıştır. Âlimler ve evliya zatlar yazmıştır, İmam-ı Rabbani hazretleri de mektup yazmıştır. Ama onun mektupları kitap olmuştur. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri (Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden sonra Mektubat ayarında bir kitap yazılmamıştır) buyuruyor. Neden? Çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri, ihlâsın zirvesindeydi, ihlâsla yazdığı için onun mektupları kalıcı oldu. Niçin Eshab-ı kiram bir avuç arpa sadaka vermekle, Eshab-ı kiram olamayanların dağlar kadar verdiği altından daha fazla sevab kazanıyor? Bir avuç arpa nerede, bir dağ dolusu altın nerede? Çünkü Eshab-ı kiramın ihlâsı zirvedeydi.

Başarının sırrı
Demek ki, insan ne kadar ihlâslı olursa hizmetleri o kadar kalıcı ve faydalı olur. Sevabları dağ kadar çok olur. İblis’in ilmi de, ameli de zirvedeydi. Ama ihlâsı yoktu, şeytan oldu. Eğer insanları ilim ve amel kurtarsaydı İblis’i de kurtarırdı.İlim, amel ve ihlâs, ancak üçü beraber olursa insanı kurtarabiliyor. Bu yüzden, yaptığımız iş, ne olursa olsun, ihlâs varsa başarı var, ihlâs yoksa başarı yoktur. Kim olursa olsun, kim ihlâsla yaptıysa o başarılı olmuştur. Kim de yaptığının içerisine menfaatini sokmuşsa, başarısız olmuştur.

Hizmet için üç şart

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İslamiyet’e hizmet edecek kişinin üç şarta haiz olması lazımdır:

Birincisi, sevimli yani güler yüzlü, tatlı dilli olmalı. Çünkü güler yüz ve tatlı dil asrın cihadı, başarının anahtarıdır. Herkes öncelikle sevdiğini dinler. Sevmediğini dinler mi? Yani sen sevimsizsen, inci mercan dağıtsan kaçarlar. Allahü teâlâ, Resulüne, (Ey habibim, sen Eshabına sertlik gösterseydin senin yanında kimse kalmazdı. Herkes dağılırdı) buyuruyor. İnsan, huysuzluğu yüzünden yalnız kalmaya mahkûmdur. Onu gören, (Şu kenarda durayım da, aman beni görmesin) derse, o huysuz kişi için ne kadar kötü bir durum! Hâlbuki Müslüman, belasından korunmak için kendisinden kaçınılan kişi olmamalı, aksine hava gibi, su gibi daima aranan insan olmalıdır.

İkincisi, mutlaka cömert olmalı. Müslüman, varsa verir, yoksa susar. Ama mutlaka bir çaresine bakar ve asla atlatmaya da kalkmaz.

Üçüncüsü, söylediklerinden bir menfaat, hediye, taltif beklentisi olmaz. Böyle bir şeyi asla düşünmez. İşte o, faydalı olur. Nerde kaldı ki milletin alkışlaması veya getireceği şeyler aklında olsun. Allah korusun, en kötü, en felaket şey o!

İşte bu özellikte olan âlimlerin, evliya zatların kitapları da, kendileri de hep anılmışlardır. En iyi, en büyük örnek elbette Peygamber efendimizdir. Yumuşaklık onda, cömertlik onda. Menfaat? Hâşâ sümme hâşâ, hayatını koydu ortaya. İnsanlardan hiçbir şey beklemedi. Bilakis her türlü eziyeti, cefayı, sıkıntıyı çekti. Verdiği en ağır cevap da, (Bilmiyorlar, bilseler böyle yapmazlar) olmuştur.

Bizim ayağımıza bassalar, yumruklar havada, öfke burnumuzun ucunda. Olmaz öyle şey! Hani sabır? Hani milletten gelecek eziyete tahammül? Bırakın milletten, arkadaşımızdan gelecek olan en ufak bir itiraza, anında en büyük tepkiyi göstermeye kalkıyoruz. Sabretmeliyiz, belki de o haklıdır. Biz haklı olduğumuzu zannetsek bile, (Sen haklısın) demeliyiz. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Haklı olduğu hâlde, din kardeşinin kalbi kırılmasın, münakaşa olmasın diye bir Müslüman, “Kusur bende, sen haklısın” derse, ona Cennette köşk verilecektir, kefili benim.)