Feyzlere kavuşma şartları

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

* Saadetlerin başı, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyük tanımaktır. Allahü teâlânın sevdiği kullarını sevince, onlardan feyz alınır, istifade edilir. Onlardan feyz alındığının alameti, dünyayı sevmemektir.

* Allah adamlarının kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi, her yere yayılmaktadır. İslamiyet’e uyan ve bu zatları seven Müslümanların kalblerine akar. Onların, bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullah efendimiz aleyhisselamın sohbetinde, böyle kemale geldiler. Müslümanın feyz almasına mani olan en zararlı şey, bid’at sahibi olmasıdır.

* Bütün feyzlerin kaynağı, Peygamber efendimizdir. Feyz, bütün dünyaya bu kaynaktan yayılır. Bundan istifade edebilmek için de, bazı şartlar vardır. Bu şartlara haiz olmayan, bundan istifade edemez. Bu şartlar: 

1- Müslüman olmak: Müslüman olmayan ne kadar iyiliksever, ne kadar iyi huylu olursa olsun, bundan istifade edemez.

2- Bid’at sahibi olmamak: Bid’at sahibi kimse, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, Resulullahtan gelen feyzlerden istifade edemez.

3- Dinin emir ve yasaklarına uymak: Dinin yasaklarına uymayan, emirlerini yerine getirmeyen, özellikle de namaz kılmayan bu feyzden istifade edemez. 

4- Edep sahibi olmak: Edep, sınırını, hududunu bilmek demektir. Allahü teâlâya, Resulullaha, Allah dostlarına ve din kardeşlerine karşı edepli olmayan feyzden istifade edemez. 

5- Allah dostlarının yanında, sohbetinde bulunmak: Bu mümkün olmazsa, bunların kitaplarını okumaktır. Okumak, sohbetin yarısıdır. Mesela, yarım saat sohbetinde bulunup feyzinden istifade edebilmek için, o zatın bir saat kitabını okumak gerekir. 

* Suyun kaynağı ve geçtiği yol temiz olmalıdır. Bu ikisi varsa, kaynaktan istifade edilir. Böyle kaynaktan beslenen hakkı batıldan, doğruyu eğriden ayırır. En zor iş hakkı batıldan ayırmaktır. Peygamber efendimizin de, biz ümmetine öğretmek için, bu hususta duası var:
(Ya Rabbi, doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı nasip et ve yanlışların yanlış olduklarını göster ve onlardan sakınmamızı nasip et)buyuruyor. Biz de böyle dua etmeliyiz!


İşin aslı muhabbettir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

* Ehl-i sünnet âlimlerini, Evliya zatları seven kazanır; çünkü işin aslı muhabbettir. Mahlûkatın yaratılmasına sebep olan, muhabbet sıfatıdır.

* Şimdiki insanlar, hayvani yani, nefslerinin şehvani arzularına aşk diyorlar. Hâşâ! Aşk, muhabbet, sıfat-ı ilahidir, mübarektir, muhteremdir, mukaddestir. Cenâb-ı Hak bize, kalbimize bu aşkın birazını vermiş. Bir kısmını verip de, bir kısmını vermemek keremine yakışmaz. Azını veren çoğunu da verir, inşallah. 

* Evliya-yı kiramın ruhlarından, hayattayken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta vefatlarından sonra daha çok feyz verirler. Yeter ki sevgi, muhabbet olsun, Ehl-i sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun. Bir de namazları kılmak oldu mu, feyz kesilmez, artar. 

* Evliyalar da Allahü teâlânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da, dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi dost olmayanlara da yaparlar. Sevmeyenler, dostlarla karışıp Evliyanın huzuruna gelirler. Evliya onlara hiç kötü muamele yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da der ki, (Bu adam benim düşman olduğumun farkında olmadığı için dostluk gösteriyor.) Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nimet vermek bakımındandır. Yoksa onlarla sohbet etmezler, onlara gitmezler, dükkânlarından alış veriş etmezler. Ancak, onlar gelirse, karşılaşırlarsa ayırt etmezler. Fakat dostlara giderler, hastasını ziyaret ederler, cenazesine giderler, diğerlerine gitmezler.

* Allahü teâlânın feyzi her an dinli dinsiz herkese gelir. Bu feyzi alıp alamamak kişinin kabiliyetine bağlıdır. 

* Mürşid-i kâmilin feyzi, taleple gelir. Feyz gelmesinin iki şartı vardır: 
1- Sevmek. Sevmek edeple olur. Edep, peki demek, söz dinlemektir. Mürşid-i kâmile karşı saygısızlık yapılırsa feyz kesilir. 
2- İnanmak. İnanmak, o zatın büyüklüğüne zerre kadar dahi şüphe etmemek demektir.

* Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okuyan, onların feyz ve bereketine kavuşur.


İş yaptırmanın yolu

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

* Herhangi bir yolla, kendimizi sevdirerek dinimizi sevdirmeliyiz ve hep yutkunmalıyız, yani onlardan gelen sıkıntılara katlanmalıyız. Demek ki iş yaptırmanın yolu üçtür: 
1- Muhabbet, 
2- Mükâfat,
3- Yutkunmak. 

* Dua, parayla ölçülemeyecek derecede maddi ve manevi kazanç sağlar.

* Bir şeyi güzel yapmak çok yapmakla, meleke kazanmakla, tecrübe sahibi olmakla olur.

* Paranın gittiği yerden, geldiği yer anlaşılır. Helal para, helal yerlere, haram para, haram yerlere gider. Bunun tersi olmaz. 

* Mahşer, elli bin sene sürer; ama Ehl-i sünnet mümin için, bu süre iki rekâtlık namaz kılacak kadar gelir.

* Hakiki müminin siması, büyük zatların bakışları, şifadır. Kalbler hastadır, şifası dua ve dine uymaktır.

* Kalb kimi seviyorsa, ona meyleder.

* İman, altı esasa inanmak ve bunları beğenip kabul etmektir.

* İnsanlar dünyaya muhabbet etmekte üç sınıfa ayrılır: 
1- Hayvan gibidir, benimki benim, seninki de benim der. 
2- İnsandır, seninki senin, benimki benim der. 
3- Müslümandır, takva ehlidir, seninki senin, benimki de senin der. 

* En büyük şeref, mümin olmaktır. Mümin mert olmalıdır. Öyle olmalı ki, dünyada daha mertlik ölmemiş desinler.

* Müminler bir araya gelirse, oradan şeytanlar kaçar.

* Allahü teâlâ cevheri çöplüğe atmaz. Ehl-i sünnet âlimlerini, evliyayı tanımak, cevher olmak demektir. Büyük zatları seven kimse, kendinde cevher olduğunu bilmelidir.

* Şu iki şey verilmişse, başka ne verilmemiş ki: 
1- Ehl-i sünnet itikadı, 
2- Kendisine dinini öğreten büyük zatı tanımak.

* Büyük bir zatı tanımak, onun büyüklüğü hakkında hiç şüphe etmemek ve edepli olmak, yani onun söylediklerini yapmak demektir. Tanımak nasip meselesidir ve çok mühimdir.

* İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya hamd etmiş olmaz. Onun için üzerinde hakkı olan hocasına, annesine, babasına, mümin kardeşlerine daima dua etmelidir.

* Bir şeyi ısrarla istemek, mutlaka olsun demek, insanı felakete sürükleyebilir. Hayırlıysa olsun demelidir.

* Servet ve şöhret, iki felakettir. Bundan çok az kimse kurtulur.

* Dünya, ölüm meleği için küçük bir leğen gibidir. Oradan, eceli gelenlerin ruhlarını alır.