Görmek başka inanmak başka

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Elhamdülillah, Cenab-ı Hak, bize en büyük nimeti ihsan etmiştir. O da doğru iman yani Ehl-i sünnet itikadıdır, çünkü onu elde etmek insanın iradesinde değildir, yalnız ve yalnız Allahü teâlânın ihsanıdır.

Bugün inanmayanlar, Peygamber efendimiz zamanında olsalardı yine inkâr ederlerdi. Bugün inananlar o zaman olsalardı yine Peygamber efendimiz için canını malını feda ederlerdi. Değişen bir şey yoktur. İman etmek için, görmek şart değildir.

Görmek kâfi gelseydi, bütün Kureyş kâfirlerinin Müslüman olması gerekirdi. Ebu Cehil, Peygamber efendimizi, yüzlerce mucizesini gördü, Ebu Leheb de gördü, fakat iman etmediler, üstelik düşmanlık ettiler, görmek kurtulmaya vesile olamadı. Bilal-i Habeşi de gördü, Ebu Bekr-i Sıddık da gördü. Bunlar ise, hem iman ettiler, hem de canlarını mallarını, her şeylerini Allah Resulüne feda ettiler.

İnanmak, Allahü teâlânın bir lütfu, bir ihsanıdır. Hatta Peygamber efendimiz,(Neden inanmıyorlar, bunlar ebedi azaba uğrayacaklar) diye göğsünü paralarcasına ibadet ederdi, namaz kılmaktan, yalvarmaktan mübarek ayakları şişerdi. Sonra âyet-i kerime geldi, Allahü teâlâ mealen buyurdu ki:
(Ey habibim, Sen göğsünü paralayacak gibi böyle kendini harap etme, çünkü hidayet benim elimde, kimin mümin olacağını, kimin olmayacağını ben bilirim, bir hikmeti vardır bunun. Sen sadece anlat! Çünkü hidayete getirmek senin elinde değil, o yalnız benim elimdedir. Her şeyi sana verdim, ama onu vermedim. O benim bileceğim bir iştir.)

Bu dünyada bin kişiden biri inanmış, 999'u inanmamış, inkâr etmiştir. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde çok yerde mealen, (İnsanların çoğu bana inanmadı)buyuruyor.

Adem aleyhisselam dünyaya indiği zaman, Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama,(Cehennemden bir parça ateş al, dünyaya indir) emrini verdi. O da hazret-i Malik'e gidip, (Bir parça ateş ver, onu dünyaya indireceğim) dedi. Hazret-i Malik, (Nasıl vereyim, sen Cehennem ateşinden bir parça dünyaya götürsen, dünya yanar yok olur, zerre kalmaz) dedi. Bunun üzerine durumu Cenab-ı Hakk'a arz etti. Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Bir parça ateş al, Cennette 70 nehirde yıka, bir nehirden çıkar, bir başka nehre koy. Ordan çıkar, bir başka nehre koy. 70 nehirde yıka, ondan sonra dünyaya indir.)

İşte dünyadaki en hararetli ateş bile, Cehennemden çıktıktan sonra 70 defa yıkanmıştır.


Dün, bugün ve yarın 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, insana çok kıymet veriyor, (Ey kulum) diyor, (Ben sana kitap gönderdim, Peygamber gönderdim) diye hitap ediyor. Müslümanlar olarak biz, Rabbimizin hitabına mazhar olduk. Sadece biz değil, bütün insanlar muhatap oldu, fakat özel olarak da Cenab-ı Hak, (Ey iman eden kullarım, eğer emirlerime uyarsanız, yasaklarımdan sakınırsanız, size Cennetler vereceğim) buyuruyor. Yani iman edenlere, ayrı hitap ediyor. Cennette gözlerin görmediği, akılların almadığı, hatıra, hayale gelmeyen nimetler hazırlandı, orada hiçbir üzüntü yok, ebedi nimetler var.

Ömür üç gündür: Dün, bugün ve yarın. Dün geçti. Yarının, gelip gelmeyeceği belli değil. Geriye kalan bugünü değerlendiremezsek, yarını nasıl değerlendireceğiz? Yarın ya var, ya yok, fırsat ele ya geçer, ya geçmez. Onun için, bugün elimizde fırsat varken, ölüm gelmeden önce, ahirette karşımıza çıkacak olan ibadetlerimizi düzgün yapalım, çocuklarımıza, sorumlu olduklarımıza dinimizi öğretelim. Önce biz dinimize uygun yaşayalım. Namaz kılmayan bir kişi, nasıl gider bir başkasına namaz kıl der? Kendimiz yaşamazsak, başkasına şöyle yaşa demek tesirli olmaz. Bir kişi Kur'an-ı kerim okumuyorsa, nasıl başkasına oku der? İlmin yaşı olmaz. Hemen tevbe edip, ölmeden ahirete hazırlanmalı, çünkü ölüm ani gelir.

Bunlar asırlardan beri söylenen sözler ve verilen nasihatlerdir. Biz, Rabbimizin rızasına tâlibiz. Bir kişinin daha yanmaktan kurtulmasını istiyoruz, çünkü azap var, öyle bir azap ki, Hazret-i Ali yemin ederek, (Vallahi, azap vasıtası olarak ahirette, dağlar kadar büyük akrepler ve yılanlar var) buyuruyor. Peki, bizim bu derdimiz ne? Mal mülk, mevki makam, şan şöhret sevdasından önümüzü göremiyoruz. Bunlar mı bizi kurtaracak? Bunlar meziyet değil. Meziyet Allahü teâlânın rızasına uygun yaşamaktır, biz bunun için çalışalım. Çok kısa olan bu ömrümüz, hızla geçiyor.

Cenab-ı Hak bütün ruhları yarattığı zaman melekler, (Ya Rabbi, bütün bu insanlar bu dünyaya sığar mı?) diye sormuşlar. Cenab-ı Hak, (Ben onları kısım kısım göndereceğim. Kimisi ölecek, yerine yenileri gelecek, onlar da ölecek, yenileri gelecek, bu dünya böyle dolacak) buyurur. Melekler yine, (Ya Rabbi, insan babasını, ailesini mezara koyduktan sonra, ne yapar artık, daha yaşayabilir mi?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Onlarda öyle gaflet olur ki, mal mülk davasından, başka şey düşünemez) buyurur.

Şimdi, kaç kişi babasının ölmesini bekliyor, çünkü mirası paylaşacaklar. Hatta duyuyorsunuz, bazıları ölmesini de bekleyemiyor, öldürüyorlar. Onun için biz, güzel ahlâk sahibi olmaya ve bizden sonrakilere de iyi ahlâkı, doğru imanı miras bırakmaya çalışalım, çünkü bunlardan başkasında hayır yoktur.