Ayrı düşünmek, şeytana yem olmaktır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Peygamber efendimiz, (Şeytan, bir topluluğun, bir cemaatin içine giremez) buyuruyor. Allahü teâlâ doğru yolda olan bir topluluğun içine şeytanın girmesini yasaklamıştır. Salih bir topluluğun içine şeytan giremez. Onları bozamaz, çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyor, hedefleri aynıdır. Ancak, dışarıda kalanın veya ayrı düşünenin, kalben iştirak etmeyenin kalbine vesvese vermeye başlar, (Sen haklısın, bunlar bozuk zaten) diyerek onu ve kendine inananları felakete sürükler. Yine Peygamber efendimiz, (Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar. İnsanın kurdu da şeytandır) buyuruyor. Yani o topluluktan ayrı konuşmak, ayrı düşünmek, ayrı duygular içinde olmak demek, şeytana yem olmak demektir. Böyle ayrı düşünen kimse, sonunda o insanların düşüncelerine, yaptığı eserlere karşı tenkide yani muhalefete başlar. Muhalefetle de kalmaz, bu sefer, bir müddet sonra, her şeyini borçlu olduğu o kapıya, o mübarek insanlara düşman olur. Kini, garazı öyle artar ki, sonunda bu düşmanlık, din düşmanlığına dönüşür.

Mecnun bir gün kesin karar verir, (Leyla’yı görmeye gidiyorum) der. Devesini hazırlayıp yola çıkar. Leyla’nın köyüne doğru sürmeye başlamış, ama tesadüfen iki üç gün önce de devesi doğurmuş. Tabiî Mecnun bu, yola çıkınca zikirle meşgul olur, deve de bunun zikirle meşgul olduğunu anlayıp sezdirmeden, geri, yavrusunun başına gelir. Mecnun, ne kadar zaman sonra kendine gelince, (Ben neredeyim acaba?) der. (Allah Allah, aynı yerdeyim, bunda bir tuhaflık var, ama dur bakalım, herhâlde biz yanlış yere sürmüşüz) der, tekrar Leyla’nın köyüne deveyi sürer.

Bir müddet gittikten sonra yine zikirle meşgul olur. Deve yine bunun zikirle meşgul olduğunu anlayınca, sessizce dönüp yavrusunun yanına gelir. Mecnun, bir müddet sonra kendine gelince, (Ben nereye geldim acaba, Leyla’nın köyüne geldim mi?) diye bakar, yine aynı yer, (Bunda bir tuhaflık var) diyor. Deveyi nereye sürerse sürsün, deve, yavrusunun yanına gelir. O zaman durumu anlar. Deveye, (Sen kendi aşkınla, ben de kendi aşkımla yanıyorum. Biz seninle bir araya gelemeyeceğiz. Senin âşık olduğun, yavrundur. Benimki ise Leyla’dır. O hâlde biz seninle anlaşamayacağız, ben yayan gideyim bari) der ve yola düşer.

Demek ki, ayrı düşüncelere sahip kimselerin, aynı gaye etrafında toplanmaları imkânsız oluyor.

Benim hediyem de budur 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ tevbe istiğfar edeni muhakkak affeder. Kim istiğfar ederse, muhakkak kabul olur. Nasr sûresinde mealen, (Rabbine istiğfar et, o muhakkak tevbeleri çok kabul edendir) ve Hud sûresinde de mealen, (İstiğfar okuyun, imdadınıza yetişirim) buyuruyor. Tevbe edelim. Allahü teâlâ, tevbe edenin tevbesini kabul eder. Peygamber efendimize biri gelip der ki: (Ben bir günah işledim, tevbe ettim, Allahü teâlâ tevbemi kabul etti mi?) Peygamber efendimiz, kabul ettiğini bildirir. Adamcağız, (Peki tekrar günah işledim, tekrar tevbe ettim. Yine kabul etti mi?) der. Buna da, (Evet, yine kabul etti) buyurur. O zat tekrar sorunca, Peygamber efendimiz, (Boşuna nefesini tüketme, Kıyamete kadar da bu sürse, sen tevbe ettikçe, Allahü teâlâ seni affeder) buyurur.

Merhum hocamıza bir gün, (Efendim, bütün büyüklerin talebelerine hediyeleri olmuş. Sizin hediyeniz nedir?) diye sordular. Hocamız da Tam İlmihâl’deki, (Çok mühim tenbih) başlıklı yazıyı verip, (Benim hediyem de budur) buyurdular. O yazı şöyledir:

Çok mühim tenbih
Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine, yani farzlara uyması ve yasak ettiklerinden sakınması lazımdır. Bir farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin imanı gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, kabirde azap çeker, Âhirette de Cehenneme gider. Cehennemde sonsuz yanar. Affedilmesine, Cehennemden çıkmasına imkân ve ihtimal yoktur. Kâfir olmak çok kolaydır. Her sözde, her işte kâfir olma ihtimali çoktur. Küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese de, her gün bir kere istiğfar etse, yani (Estagfirullah) dese, muhakkak affolur. Yani, (Yâ Rabbî! Bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söyledim veya iş yaptımsa, nâdim oldum, pişman oldum. Beni affet!) diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak affolur. Cehenneme gitmekten kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, her gün muhakkak tevbe ve istiğfar etmelidir. Bu tevbeden daha mühim bir vazife yoktur. Kul hakkı bulunan günahlara tevbe ederken, bu hakları ödemek ve terk edilmiş namazlara tevbe ederken, farzları kaza etmek lazımdır.