Dinin yarısı sabır, yarısı da şükürdür

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Öfke, sinirlenme ve stres zamanındayız. Dolayısıyla evimizde olsun, işimizde olsun, insanlardan gelen sıkıntılara sabredelim.(Sabretmek, ferahlamanın anahtarıdır) hadis-i şerifini düşünerek sabretmelidir. Kur’an-ı kerimin birçok yerinde, (Allah sabredenleri sever)buyuruluyor. Sabır dinin yarısıdır. Diğer yarısı da şükretmektir. Yani gerektiği gibi sabredip şükreden, dinini korumuş olur.

Müminin sağlığı da, hastalığı da iyidir. Hasta olsa sabreder, sevab kazanır. Şifa bulsa, sıhhatli olsa şükreder, yine sevab kazanır. Resulullah efendimiz, (Müminin her hâline hayret edilir. Çünkü müminin başına sevinçli bir durum gelirse şükreder. Dert, bela gelirse sabreder. Her ikisinde de sevab kazanır) buyuruyor.

Namazını kılan, haramlardan sakınan bir kimse, Allahü teâlânın sevdiği bir kuldur. Hiçbir zaman, hiçbir şekilde hâlimizden şikâyetçi olmayalım. Her zaman hamd edici ve şükredici olalım. Başkasının sonunu düşüneceğimize, önce kendi sonumuzu düşünelim. Hiçbirimizin sonu belli değil. Evliya zatlar bile hep son nefeslerinden korkmuşlardır. Çünkü insanın nefsi ıslah olsa, insan evliya olsa bile, insanda bir de huy vardır. Bu huy ölünceye kadar bizimle beraberdir.

Bir hadis-i şerifte, (Küçük cihattan çıktık, büyük cihada gidiyoruz)buyuruluyor. Burada büyük cihad, nefisle mücadele demektir. Hâlbuki Eshab-ı kiramın nefisleri mutmainne olmuştu, iman etmişti. O hâlde bu söz, (Biz şimdi huyumuzu değiştirmeye gidiyoruz) demektir. Düşünün ki, insanın genlerinde mesela cimrilik huyu yazılı ise, nasıl ıslah edilebilir? Bu huy, her an patlamaya hazır bir bomba gibidir. Dolayısıyla, hiçbir mümin, vücudun genetik yapısındaki bu huyların bir anda patlaması riskinden dolayı son nefesten emin olamaz. Çare nedir? Bu huy, uyuz hastalığı gibi bulaşıcıdır. İyilerle beraber olan iyi huylu, kötülerle beraber olan kötü huylu olur. Kurtulmak isteyen, önce huyunun kötü olduğunu kabullenmeli. (Ben iyi huyluyum) dedikten sonra nereye giderse gitsin, hiç faydasını görmez. Huysuz olduğunu kabul edip sonra da kendisine ihlâslı, sâlih arkadaşlar bulması lazımdır. Bu arkadaşlarındaki güzel huylar yavaş yavaş ona da geçer ve böylece zamanla huyu düzelir.

Kendini beğenmek, şirke kadar götürür 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Yaptığımız iyilikleri unutalım, hatırlamayalım ve hatırlatmayalım. Söylersek başa kakmış gibi oluruz. Allahü teâlânın bize ihsan ettiklerinin yanında iyiliklerimizin adı mı olur? Bir hiçiz.

Dağda inzivaya çekilip çok ibadet eden bir derviş, Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya giderken yoluna çıkıp, (Yâ Musa, Cenab-ı Hakk’a arz et, benden razı mı?) der. Musa aleyhisselam dönüşte, (Allahü teâlâ, “Onu affettim” buyuruyor) deyince derviş, (Ben gece gündüz ibadet ediyorum. Dağın başında ne günah işledim ki Allah beni affetti!) der. Musa aleyhisselam, (Peki bu ibadetleri neyle, kimin yardımıyla yaptın?) deyince adam gururla, (Kim olacak, ben kendim yaptım) der.

Allahü teâlâ, hemen Cebrail aleyhisselama, (Bunun şah damarını biraz sık, bırak!) buyurur. Cebrail aleyhisselam damarını biraz sıkınca derviş yerlerde kıvranmaya başlar. Musa aleyhisselam (Ne oldu?) diye sorar. (Ölüyorum yâ Musa, günahlarımın affı için dua istiyorum) deyince buyurur ki:
(Allah’tan kork! Cenab-ı Hakk'ın verdiği bu kadar nimetler içindesin. "Çok günahkârım" de, "Benim ne suçum var" deme. Bak biraz damarın sıkıldı ne hâle geldin!)

Peygamber efendimiz, (Küçük günahtan kaçınırsınız, ama daha büyük günaha girmenizden korkuyorum) buyuruyor. Büyük günaha nasıl girer? Bir dereceye ulaştım zannedip kendini beğenir, ucub hâsıl olur. Allahü teâlânın hiç beğenmediği iki kötü huydan biri kibir, diğeri kendini beğenmektir. İşte bu kendini beğenmek, günahları hafif görmeye, hattâ şirke kadar götürür.

Müminin, yaptığı ibadetleri değil, yapması lazım gelip de yapamadıklarını ve işlediği günahları düşünmesi lazımdır. Doğru yaptığımızı zannettiklerimiz de tevbeye muhtaçtır.

İnsan, ibadetlere sarılıp haramlardan sakınabilir, kalbinin Allah sevgisiyle dolduğunu zannedip kendisini âhirete çok yakın hissedebilir, ama bunun doğru, yani Rahmânî olup olmadığının bir alâmeti vardır. O alâmet şudur ki, bu sevgi arttıkça kendisinin hatalarını, günahlarını görür. Bu görme kabiliyeti gittikçe artar, yaptığı hataları ömür boyu hiç unutmaz. İşte bu, tevbesinin kabul olduğunu ve istikametinin doğru yönde olduğunu gösterir.