İMÂM-I RABBÂNÎ (Kuddise Sirruh) DÜNYÂ, GÖLGE GİBİDİR

Büyük âlim "İmâm-ı Rabbânî" hazretleri,
Pek çok fâideliydi öğüt nasîhatleri.
 
Şerefeddîn Hüseyn’e yazdığı mektûbunda,
Buyurdu: ("Ölüm" vardır bu hayâtın sonunda.
 
Ey oğlum iyi bil ki, bu ömür çok kısadır.
Bu da, büyük ganîmet ve çok büyük fırsattır.
 
Bu kıymetli zamanı, fâidesiz şeylere,
Harc etmemelidir ki, tükenmesin boş yere.
 
Allahü teâlânın beğendiği şeyleri,
Yapmak ile geçirmek, olur çok fâideli.
 
Beş vakit farz namâzı, hiç gevşeklik etmeden,
Cemâatle kılmalı, biraz geciktirmeden.
 
Tâdil-i erkân ile kılınırsa hem eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.
 
Teheccüd namâzı” da, ihmâl edilmemeli.
Seher vakitlerinde çok istiğfâr etmeli.
 
Lezzet almamalıdır, nefse tâbi  olmaktan.
Ve çok sakınmalıdır, dünyâ'ya sarılmaktan.
 
Ölüm”ü hatırlayıp, âhiret'e dönmeli.
O günün dehşetini düşünüp titremeli.
 
Dünyâ işleri ile, zarûret kadar ancak,
Uğraşıp, "Âhiret"e lâzımdır çok çalışmak.
 
Sözün özü, bu gönül, Allahtan gayrisine,
Tutulmaktan kurtulup, dönmeli Sâhibine.
 
Ve yine müslümânın, beden ve her âzâsı,
Hep dîne uymalı ki, budur işin esâsı.
 
Dünyâ, “Zıll-i zâil”dir, yâni “Gölge” gibidir.
Kim ona güvenirse, o, pişmân ve nâdimdir.
 
O, seninle kalsa da, kalmazsın sen onunla.
Ne kadar sarılsan da, ayrılırsın sonunda.
 
Öyle ise, çıkmadan bu yalancı fânîden,
Onun muhabbetini çıkarmalı kalbinden.
 
Dünyâ lezzetlerine aldanmazsa kim eğer,
"Cennet nîmetleri"ne kavuşur, rahat eder.
 
Ve her kim, "Âhiret"e verirse fazla önem,
Olur iki cihânda, çok azîz ve muhterem.
 
"Dünyâ"nın aslı harap, serap’tır şerbetleri.
Nîmetleri zehirli ve sahtedir zevkleri.
 
Bedenleri yıpratır, emelleri arttırır.
Ona aldananları, yollarından saptırır.
 
Onu kovalıyandan, kaçar o daha fazla.
Öyle ki, onu kimse yakalıyamaz aslâ.
 
Halbuki her kim ondan, yüz çevirir ve kaçar,
Bu sefer, o onları ardlarından kovalar.
 
Dünyâ düşkünlerine, inanılmaz çok defâ.
Çünkü o kimselerde, bulunmaz aslâ vefâ.
 
Fânî” olanı verip, alırsan “Ebedî”yi,
Bu, olur senin için fâideli ve iyi.
 
Kendini bilen kişi, düşkün olmaz dünyâ'ya.
Zîrâ iyi bilir ki, bir “Hayâl”dir o güyâ.
 
"Şakîler", bu dünyâ'ya sarılsa da rûz-ü şeb,
Lâkin bâkî olana sarılır "İyiler" hep.
 
Mü’min, bedeni ile dünyâ'da olsa bile,
"Âhiret"i düşünür rûhu ve kalbi ile.