İMÂM-I RABBÂNÎ (Kuddise Sirruh) FARZLAR VE NÂFİLELER

"İmâm-ı Rabbânî"nin "Mektûbât" kitâbında,
Şöyle buyuruluyor "Nâfileler" bâbında:
 
(Allahın sevgisine, insanı kavuşturan,
Farzlar ve nâfileler vardır ki dinde şu an,
 
Çok büyüktür bilhassa "Farz"ın ehemmiyyeti.
"Hiç" kalır farz yanında, nâfilenin kıymeti.
 
Bir farz, vakti içinde yapılırsa ihlâsla,
"Bin sene" nâfileden sevaptır daha fazla.
 
İster namâz ve oruç, isterse zikir, fikir,
Herhangi bir nâfile olsa da, yine birdir.
 
Hattâ farz içindeki sünnet veyâ bir edeb,
Gözetilse, bunun da ecri çoktur yine hep.
 
Bir gün hazreti Ömer, bir sabah namâzını,
Cemâatle kılarak, gözetti eshâbını.
 
Lâkin göremeyince birini o saatte,
Buyurdu: (Filân kimse, yok mudur cemâatte?)
 
Dediler: (Geceleri, o ibâdet yapar hep.
Belki şimdi uykuya dalmıştır bundan sebep.)
 
Buyurdu ki: (Keşke o, gece hep uyusaydı.
Ve sabah namâzını cemâatle kılsaydı.)
 
Yâni islâmiyyette, bir edebi gözetmek,
Tenzîhî olsa bile, bir mekrûhu terk etmek,
 
Bütün nâfilelerden, daha fâidelidir.
Tahrîmî mekruhları, artık düşünmelidir.
 
Evet, farzlar yapılır, haramdan kaçılırsa,
Ve bütün mekruhlardan, tamam sakınılırsa,
 
O zaman, nâfileyi yapmak da güzel olur.
Eğer böyle olmazsa, hiç bir kıymeti yoktur.
 
Meselâ bir müslümân, "Yarım gümüş" alarak,
Bir müslümân fakire, verse "Zekât" olarak,
 
Dağlar kadar altını, "nâfile" niyetiyle,
Dağıtmaktan, kat be kat iyidir hattâ bile.
 
Çünkü "Zekât", islâmın farzlarından biridir.
Yâni Hak teâlânın bize mühim emridir.
 
"Nâfile" sadaka ve hayratın çoğu ise,
Çok defâ riyâ olup, tatlı, hoş gelir nefse.)
 
Ve yine buyurdu ki: (Allahın rızâsına,
Kavuşabilmek için, "amel" lâzım insana.
 
Amelin de, doğru ve düzgün olması için,
Emir ve yasakları öğrenmek lâzım ilkin.
 
Meselâ namâz oruç, hac zekât, nikâh talâk,
Bütün bu bilgileri öğrenmeli muhakkak.
 
Bunlar bilinmedikçe, ameller doğru olmaz.
Yanlış yapılınca da, hiç sevap kazanılmaz.
 
Her şeyi öğrenmeden ve öğrendikten sonra,
Birer "cihâd" vardır ki cümle müslümânlara,
 
Biri, ilmi her yerde aramak ve bulmaktır.
Diğeri de, o ilmi yerinde kullanmaktır.
 
Hem de "fıkıh bilgisi", herkese farz-ı ayındır.
Yâni her müslümânın öğrenmesi lâzımdır.
 
Dînimiz üç kısımdır, "ilim", "amel" ve "ihlâs".
Bu üçü bulunmazsa, müslümânlık olamaz.
 
Bunların üçünü de, elde ederse insan,
Olmuş olur o kimse, kâmil, olgun müslümân.