İMÂM-I RABBÂNÎ (Kuddise Sirruh) TÖVBE VE İSTİĞFÂR

"Muhammed Murâd" adlı birine, mektûbunda,
Şöyle etti nasîhat “Haramlar” husûsunda:
 
(Kıymetli dostlarımın, bu dünyâ'nın tadına,
Çekici, câzibeli, süslü günâhlarına,
 
Aldanmış olmasından, çok fazla korkuyorum.
Gaflet etmelerine, pek çok üzülüyorum.
 
Şeytanın dürtmesiyle, ayrılıp mubâhlardan,
Şüpheli ve harama uzanacaklarından,
 
Sâhibimize karşı utanacak bir hâle,
Düşeceklerinden de, sıkılıyorum öyle.
 
Tövbe ve istiğfâra, çok devam etmelidir.
Haramlar, “Öldürücü zehir” bilinmelidir.
 
Sana söyliyeceğim tek sözüm yalnız şudur.
Çocuksun, yolun ise bir hayli korkuludur.
 
Hak teâlâ bizlere, çok acıdığı için,
Çok şeyi "mubâh" etmiş, vermiştir ruhsat, izin.
 
Ve lâkin rûhu hasta, kalbi bozuk olanlar,
Mubahlarla doymayıp, hudut tanımıyanlar,
 
"Haram" ve "Şüpheli"ye mâlesef el uzatır.
Böyle kullar,  ne bedbaht ve ne çok zavallıdır.
 
İslâmın hudûdunu gözetip ince ince,
Buradan dışarıya taşmamalı böylece.
 
Alışkanlık üzere, vardır çok namâz kılan.
Fakat az, hem pek azdır, bu hudûdu kollıyan.
 
Doğru, hâlis olarak ibâdet edenleri,
Bozuk olanlarından ayıran farkın biri,
 
Allahın her emrini, harfiyyen gözetmektir.
Hudûdu aşmamaya, îtinâ göstermektir.
 
Çünkü "Namâz" ve "Oruç" edâ olunduğunda,
Görünüşte, aynıdır hâlis ve bozuğu da.
 
Zîrâ Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
Dîninizin direği, temeli bu verâ’dır”
 
Ve yine hadîsinde o Allahın Habîbi,
Buyurdu ki: “Hiçbir şey, olamaz verâ gibi.”
 
Bu kıymetli ömrümüz, kusurla, kabâhatla,
Geçiyor, tükeniyor her gün günâh yapmakla.
 
Bunun için "Tövbe"den, istiğfâr eylemekten,
Konuşmamız hoş olur, Hakka boyun bükmekten.
 
Zîrâ Nûr sûresinde buyurdu ki Rabbimiz:
“Ancak, tövbe etmekle kurtulabilirsiniz.”
 
Ve En’âm sûresinde, etti ki emr-ü ferman:
“Sakının gizli açık, her türlü günâhlardan.”
 
Herkese farz-ı ayndır günâha tövbe etmek.
Hiç kimse kurtulamaz, "Tövbe"den, kadın erkek.
 
Nasıl kurtulurlar ki bu tövbeden insanlar,
Peygamberler ederdi, hem de tövbe, istiğfâr.
 
Bütün Peygamberlerin sonu ve en yükseği,
Olan Resûlullah da yapardı bu "tövbe"yi.
 
Allahü teâlâdan utanıp sıkılarak,
Af dilemek gerekir, gözyaşı akıtarak.
 
Ve farzlardan birini, özürsüz terk ettiyse,
Onun da, kazâsını yapmalıdır o kimse.
 
Kul hakkı” da var ise, ödeyip helâllaşmak,
Ve duâ etmek ile kurtulur ondan ancak.)