İMAM-I GAZALİ (Rahmetullahi Aleyh) Mezara Girince

Peygamber Efendimiz” buyurdu ki: İnsanlar,
Ölüp kabre girince, konuşur ona mezar.
 
Der ki: “Ey insan oğlu, beni biliyordun da,
Niye gururlanırdın, geldiğin o yurdunda?
 
Benim, dar ve karanlık, içimde yılan, akrep,
Böcekler olduğunu, duymadın mı sen acep?”
 
Eğer “Sâlih” biriyse, o an bir ses işitir:
“Ey mezar öyle deme, bu, sâlih bir kişidir.
 
Dînin emri üzere geçirdi hayâtını.
Bırakmadı elinden öğüt nasîhatını.”
 
Yâni emr-i bil mâruf ve nehy-i anil münker,
Yaptı ki, dokunmayın buna siz ey melekler!
 
Eğer “Münâfık” ise, yaparlar türlü azap.
Kabir komşuları da, ederler ona gazap.
 
Derler: “Ey kötü kişi, biz senden önce geldik.
Niçin ibret alıp da, yapmadın bir tedârik?
 
Bizden sonra, dünyâ'da kaldın da bunca zaman,
Niçin tövbe etmeyip, eyledin yine isyân?”
 
Resûlullah buyurdu: Ölü, kabre girince,
Mezar, dile gelerek nidâ eder ilk önce.
 
Der ki: “Benim hakkımda, nice şeyler duyardın.
Öyleyse, benim için şimdi ne hazırladın?”
 
Yine Resûl buyurdu: “Ölünce, Münker-Nekîr,
Adında iki melek, az sonra kabre gelir.
 
Siyah renkli, gök gözlü, gözleri şimşek çakar.
Gök gürültüsü gibi gelip suâl sorarlar.
 
Doğru cevap verirse, büyültürler yerini.
Öyle ki “Yetmiş arşın” olur boyu ve eni.
 
Derler ki: “Müsterih ol, yat uyu haşr’e kadar.
Zîrâ sana burada, kimseden gelmez zarar.”
 
Eğer “Münâfık” ise, çok sıkar onu yeri.
Öyle ki, birbirine geçer hep kemikleri.”
 
Resûlullah buyurdu: “Kâfir” ise ölen zât,
İki azap meleği, olur ona musallat.
 
Bulunur ellerinde, iri demir topuzlar.
Tâ kıyâmete kadar, hiç durmadan vururlar.
 
Onun feryâtlarından, olmazlar mutazarrır,
Zîrâ iki melek de, hem “Kör”dürler , hem “Sağır”.
 
Yine buyurdular ki: “Kâfirse ölen insan,
Doksan dokuz ejderha, sokar onu durmadan.”
 
Kabir”, bu yolculuğun, henüz ilk konağıdır.
Bu kolay geçer ise, sonu, daha kolaydır.
 
Eğer zorluk olursa bir insana kabirde,
Daha çok çetin olur ondan sonrakilerde.
 
Sonraki konaklardan ilki, “Sûr” korkusudur.
Öyle şiddetlidir ki, olunmaz hiç tasavvur.
 
Sonra “Mahşer yeri”nde durdurulur cümle halk.
Günâhlarına göre herkes olur tere gark.
 
Güneş, bir mızrak boyu yaklaşır o zamanda.
Bin sene” beklenilir o müthiş izdihamda.
 
Bu vaktin sonunda da, başlar “Hesap” ve “Mîzân”.
Her işten, ince ince hesap verir her insan.
 
Burada, korku ile başlar öne eğilir.
Beklerler, haklarında nasıl hüküm verilir?
 
Sonra “Sırat köprüsü” ve altında “Cehennem”.
Bir an dayanılmayan ateş, acı ve elem.
 
Sırat’ta, yedi yerde vardır “Suâl durağı”.
Kul hakkı”nda, herkesin çözülür dizi bağı.