İMAM-I GAZALİ (Rahmetullahi Aleyh) Nefs ile Mücadele

Mücâhede” şudur ki, nefse acı, zor gelen,
şeyleri yaptırmaktır ona mütemâdiyen.
 
Meselâ namâz kılmak ve her türlü ibâdet,
Tabîatı îcâbı, zor gelir ona gâyet.
 
Halbuki dînimizin men ettiği ne varsa,
Yâni ona, her günâh tatlı gelir bilhassa.
 
İşte bu yüzdendir ki, bâzı din büyükleri,
"Nefisle uğraşmak"ta gitmişlerdi ileri.
 
Meselâ nefisleri yapsaydı bir kabâhat,
Hemence cezâsını verirlerdi kat be kat.
 
Cezâ olarak ise, ibâdet ederlerdi.
Çünkü nefsi emmâre, istemez ibâdeti.
 
Sahâbe-i kirâmdan "Abdullah ibni Ömer",
Bir vakit cemâate yetişmeseydi eğer,
 
Bir gece, uyumadan yapardı hep ibâdet.
Zîrâ o, kendisine etmişti böyle âdet.
 
Sahâbeden biri de, birgün, bilâ ihtiyar,
Bir akşam namâzını geciktirdi bir miktar.
 
Öyle çok üzüldü ki buna o mübârek zât,
İki kölesi vardı, onları etti âzâd.
 
Bunlar, binlercesinden bir iki nümûnedir.
Zîrâ ufacık bir su, "Deryâ"yı haber verir.
 
Nefsin, ibâdetlerden lezzet alması için,
Yanında olmalıdır bir "Evliyâ" kişinin.
 
Onun ibâdetlerden zevk, lezzet aldığını,
Görüp, o da zevk ile yapar her yaptığını.
 
Zîrâ biri diyor ki: “Nefsimde ne zaman ki,
İbâdet ve tâatte gevşeklik olsa vâki,
 
Bir Allah adamının sohbetine giderim.
Çıkınca, tatlı gelir bana ibâdetlerim”.
 
Böyle kâmil bir velî, bulunmuyorsa eğer,
Onların hayâtını okumak îcâb eder.
 
Ahmed bin Zerrin” vardı, gönül ehli evliyâ.
Hep önüne bakardı bu kişi ekseriyâ.
 
Sebebini sordular, dedi ki: “Cenâb-ı Hak,
İbretle bakmak için gözleri eyledi halk.
 
"Zerre"den "Arş"a kadar, herşey nasıl muntazam.
Karışık hiçbir şey yok, bu, ne âhenk,  ne nizâm!
 
Bu muazzam san'ata, bu sonsuz kâinâta,
İbretle bakılmazsa, olur büyük bir hatâ.
 
Her zerre, bir "mâbud"un varlığını bildirir.
Ve her şey, o "Allah"ın emriyle oluverir.
 
Tâbiînden “Alkame” adında bir zât vardı.
Nefsi ile çok fazla mücâhede yapardı.
 
Dediler ki: “Efendim, acabâ ne ki sebep,
Nefsinizle bu kadar uğraşıyorsunuz hep?"
 
Buyurdu ki: “Nefsimi çok fazla savdiğimden,
Kurtarmak istiyorum, onu Nâr-ı cahîm'den.”