İMAM-I RABBANİ (Kuddise Sirruh) Pişman Olmamak İçin

"İmâm-ı Rabbânî" ki, Hakkın bir evliyâsı.
Sözleri, temizlerdi kalpten kiri ve pası.
 
Bir gence mektup yazıp, buyurdu ki: (Evlâdım!
Her gün yaklaşıyoruz "Ölüm"e adım adım.
 
Bir kul ki, hep "günâh"la geçirirse ömrünü,
Ne özür ve bahâne bulur o mahşer günü?
 
Bir kul, Yaradan’ına ederse her gün isyân,
Yarın mahcûb olmaz mı, mahşer günü o insan?
 
Ömrünü, hep "günâh"la geçirirse, sonunda,
Nasıl cevap verir o, Rabbinin huzûrunda?
 
Daha, ne güne kadar böyle gaflet olacak?
Kulaklardan bu pamuk, ne vakit atılacak?
 
Ey oğlum, sözlerime kulak ver, dinle iyi.
Bir gün kaldıracaklar gözlerden bu perdeyi.
 
Ve yine çok yakında, gelecek ki bir zaman,
Bu “Gaflet pamuğu”nu atarlar kulaklardan.
 
Fakat hiç fâidesi olmıyacak bunların.
Bilâkis bir pişmânlık olacak ona yarın.
 
"Ölüm" uyandırmadan, uyanalım ki şu an,
Yüzümüz ak olarak verelim Allaha can.
 
Öyle yaşamalı ki, kul bu kısa ömründe,
Mahcûbiyyet olmasın, yarın "Mîzân" önünde.
 
Âhiret'te kurtulmak için de yine evlât,
Edinmeli dosdoğru bir "Îmân" ve "Îtikad".
 
Îmân doğru olmadan, kurtuluş olmaz aslâ.
Hem dahî amelleri, yapmalıdır "ihlâs"la.
 
"Tasavvuf"a girmekten, şudur ki asıl maksat.
Görmüş gibi kuvvetli olsun îmân, îtikad.
 
Düşünüp işiterek ele geçen o îmân,
Bularak, anlıyarak hâsıl olur o zaman.
 
Tasavvufa girmenin, ikinci fâidesi,
Temizlenir pislikten, hem "Nefs-i emmâre"si.
 
Bütün ibâdetlerin yapılması, o zaman,
Güç olmayıp, bilâkis olur kolay ve âsân.
 
Nefisten hâsıl olan isteksizlik, atâlet,
Gidip, onun yerine zevkli gelir ibâdet.
 
Haramlar, nefse önce gelirken tatlı, şirin,
O zaman tam aksine, gelir fenâ ve çirkin.
 
Önce, hiç istemezken ibâdet eylemeyi,
Şimdi, her bir ibâdet, gelir tatlı ve iyi.
 
Bütün bu üstünlükler, “Sohbet”le olur hâsıl.
Sahâbe, bir sohbette olurdu buna vâsıl.
 
Onlar, Resûlullahı görmekle bir kerecik,
"Hikmet" konuşurlardı bir anda hemencecik.
 
Onların, o bir anda çıktıkları noktaya,
Yıllarca çalışsa da, çıkamaz bir "Evliyâ".
 
Gelen vahyi, meleği görmüştü çünkü eshâb.
Resûl'ün sohbetiyle olmuşlardı şerefyâb.
 
Bir avuç arpa” ile, bir tasadduk yapsalar,
Bundan, öyle çok sevap alırdı ki o zâtlar,
 
Başkaları, “Dağ kadar altın”ı verse bile,
Yine de pek az kalır, o sevâba nisbetle.
 
Arkadaş, dost idiler onlar "Resûlullah"a.
Bundan daha şerefli bir nîmet var mı daha?