MUHAMMED MÂSUM FÂRÛKÎ (Kuddise Sirruh) Dünyanın Hakikati

Evliyâ-yı kirâmdan, çok büyük bir kimsedir.
Nasîhati, kalplere ederdi hemen tesir.
 
Bir gün de buyurdu ki: (İnsana, "dert" ve "belâ",
Gelirse, bilmeli ki gönderdi Hak teâlâ.
 
Belâyı O gönderir, belâdan O kurtarır.
Ve lâkin her birinin belli bir vakti vardır.
 
Aslâ mümkün değildir bu vakti değiştirmek.
Ve aslâ fayda etmez Ondan şikâyet etmek.
 
Lâkin Hak teâlâya, kim etse duâ, niyâz,
Rabbin merhametiyle, o dertten olur halâs.
 
Asıl "Duâ etmemek", kul için büyük belâ.
Zîrâ duâ edeni, seviyor Hak teâlâ.
 
Gelirse bu duâya sebep olan belâ, dert,
Onları belâ değil, bilmeli büyük "Nîmet".
 
Dünyâ'nın görünüşü, tatlı ve lezzetlidir.
Halbuki hakîkatte, "Öldürücü zehir"dir.
 
Bir daha iflâh etmez tuzağına düşenler.
Leş olur bu dünyâ'nın zehiriyle ölenler.
 
Ona, ancak deliler, ahmaklar gönül verir.
Zîrâ böyle olanlar, sâdece yerler zehir.
 
Şeker kaplı bir "Zehir", yaldızlanmış "Necâset",
Gibi olan dünyâ'ya, edilir mi muhabbet?
 
Aklı olan, aldanmaz sahte güzelliğine.
Ve bağlamaz gönlünü, zararlı zevklerine.
 
Bilâkis bu hayatta, Rabbinin rızâsını,
Almak için geçirir, her fırsat ve ânını.
 
Hangi iş, âhiret'te işe yarıyacaksa,
Sâdece o işleri îfâ eder bilhassa.
 
Kulluk vazîfesini, yerine getirir tam.
Emirlere sarılır, işlemez günâh, haram.
 
"Dünyâ", Hak teâlânın men ve yasak ettiği,
Zararlı şeylerdir ki, bilmeli bunu iyi.
 
Kimler ki, haramlardan sakınırlarsa eğer,
Dünyâ'ya aldanmamış sayılır o kimseler.
 
Allah, yasak etmedi hiçbir zevk ve lezzeti.
Zararlı kullanmayı sâdece yasak etti.
 
Yâni azgın ve taşkın kullanmak oldu yasak.
Câizdir fâideli ve edebli kullanmak.)
 
Bir gün de buyurdu ki: (Görünen, görünmiyen,
Her nîmet, gelmektedir Allahın kereminden.
 
Bu dünyâ'ya gelmekten, maksat ve gâye dahî,
Mutlak elde etmektir "rızâ-i ilâhî"yi.
 
Allahü teâlâya âit olan mârifet,
İnsana, iki yoldan vâsıl olur nihâyet.
 
Birisi, "ilim" ile yâni "akıl" iledir.
Bunu bildirenler de, "İslâm âlimleri"dir.
 
İkinci mârifetse, "Kalp"lerde olur hâsıl.
Bu da, "Evliyâlar"dan ehline olur vâsıl.
 
Evliyânın kalbinden, bu nûr ve feyzi alan,
"Ârif" olup, nefsi de sonunda eder îmân.
 
İşte "Hakîkî îmân" denir ki buna esas,
Böyle olan bir îmân, devamlıdır, yok olmaz.
 
Resûlullah buyurdu: "Yâ Rabbî, ihsânından,
Bir îmân istiyorum, sonu küfür olmıyan."